HOŞGELDİNİZ

TAYFUN EREN BAĞCI, İKBAL BAĞCI, GOOGLE, BLOG, BLOGCU,


ARTIK SİTENİZE GÜNLÜK 5000 HİT KAZANDIRABİLİRSİNİZ. SİTE HİT ARTIRMA YOLLARIİ SİTE HİTİ ARTIRMA...... <_script /> <_script /> <_script /> <_script />

 

* Tek üyelikle web sitenizin hitini artırabilirsiniz. hatta sitenize günlük 5000 hit sağlayabilirsiniz. Kimse babasının hayrına yapmıyor tabi. Üyelikten sonra kredi kazanıyorsunuz, onlar site hit olarak geri dönüyo. Bahsettiğm üyelikten sonra hit artırmak için 2 seçeneğiniz var. 1. para ile kreti satın alabilirsiniz. 2. benim de tercih ettiğim yöntem, üyelikten sonra yönetim sayfanızdan "KREDİ KAZAN" butonuna basıyorsunuz. sonra bir sayfa açılıyor. simge durumuna küçültüp internetteki işlerinizi halledin. o otomatik olarak kredi kazanmanızı sağlayacaktır.

***Peki nasıl mı üye olacaksınız:
 
 
 
 
 
hit, hit artırma, sitemin hitini artırmak, günlük 5000 hit, günlük 10000 hit, web sitenizin hitini artırın, kolayca hit artırmak, hit artırmanın en kolay yolu, tayfun eren bağcı, sitenize trafik, site trafiğini artırma, sitenizin trafiğini artırın

ATTİLA İLHAN

21/12/2009

Attilâ İlhan
Atilla Ilhan Ben Sana Mecburum.jpg
 
Doğum 15 Haziran1925
İzmir
Ölüm 11 Ekim2005 (80 yaşında)
İstanbul
Milliyet Türk
Meslek Şair, roman ve deneme yazarı, gazeteci, eleştirmen
Dönem 20. yüzyıl
Tür Roman, şiir
Akım Toplumcu gerçekçilik
İlk eseri Duvar, 1948

 ADIM SONBAHAR

nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır

oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar

 
ATTİLA İLHAN



AN GELİR


an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür

şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür

son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür

görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
attilâ ilhan ölür

 
ATTİLA İLHAN


CİNAYET SAATİ

Haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi
Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
Dört bıçak çekip vurdular dört kişi
Yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu

Deli cafer ismail tayfur ve şaşı
Maktulün onbeş yıllık arkadaşı
Üçü kamarot öteki aşçıbaşı
Dört bıçak çekip vurdular dört kişi

Cinayeti kör bir balıkçı gördü
Ben gördüm kulaklarım gördü
Vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü
Hiçbiriniz orada yoktunuz

Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
On üç damla gözyaşını saydım
Allahına kitabına sövüp saydım
Şafak nabız gibi atıyordu
Sarhoştum Kasımpaşa'daydım
Hiçbiriniz orada yoktunuz

Haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi
Polis kaatilleri arıyordu
Deli cafer ismail tayfur ve şaşı
Üzerime yüklediler bu işi
Sarhoştum Kasımpaşa'daydım
Vapuru onlar vurdu ben vurmadım
Cinayeti kör bir balıkçı gördü

Ben vursam kendimi vuracaktım

 
ATTİLA İLHAN



DUVAR

- bu şiir ikinci dünya savaşı içinde
kahredilen bütün dünya duvarları
için yazılmıştır.-

ben bir duvarım hiç güneş görmedim
sen hiç güneş görmemiş bir başka duvar
yüzümüz benek benek tahta kurusundan
ve sinemiz baştan başa ak üstünde karalar
- kelepçeden kahroldu kahroldu bileklerim
- sıyrılıp çıktım artık ölüm korkusundan
- dilim dilim sırtımdaki yaralar
ben demirbaşım sığır siniriyle dayak yedim
biz de duvarız dinliyen duyan düşünen duvarlar
bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk
ve bizim kucağımızda kasırgalı insanlar

yüzündeki deniz parlaklığıyla durur hatıramızda
o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk
o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
bir cumartesi akşamı girdi kapımızdan
gözlerinde kıpkızıl diken diken öfkesi
adeta birden bire aydınlandı zindan
onu böyle görünce nasıl da korkmuştuk
sapından fırlamış bir balta gibi çehresi
ve omuzlarında delikanlı gölgesi

o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
o sırt üstü yatağında yatardı
sımsıcak gözleri şimdi bile aklımdadır
bir sana bakardı bir bana bakardı
dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır
toprak ana bütün zincirlerinden çözülmüş
sabahlar akşam üstleri manolya gibi parlak
tarlaların yüzü gülmüş
işte her akşam geçtiği denize çıkan sokak
ah işte annesi annesi sevgilisi
işte biz dinliyen duyan düşünen duvarlar
işte o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk

dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır
bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk
o bir kaç defa kartal gibi gitti kartal gibi döndü
çığlıklarını değil kırbaç sesini duyduk
biz duvarız neyleyim gözlerimiz ağlamayı bilmez
onu bir gece sabaha karşı büsbütün götürdüler
kendi gitti ismi kaldı yadigâr bağrımızda
o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda

ya biz idam duvarıyız karşımızda çok insan öldürdüler
onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık
temelimiz kanla beslendi ama nedense uzamadık
öyle bakmayın bu yaralar şerefli yara değil
getirirler vururlar biz öyle dururuz
yağmurlar gözyaşı bulutlar mendil
elimizden ne geldi de yapmadık
ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz

onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık
bir mayıs sabahı toprak rezil gök rezil
yıldızlar küfür gibi yüzümüze tükürür gibi
şafak sancılarıyla iki büklümdü ufuk
ve simsiyah çamur gibi bir manga ortasında
siyaset meydanına geldi dev yumruklu çocuk
bulutlar eğilip alnının terini sildiler
ve mermiler birdenbire ölümü getirdiler

o düştü biz yine ayakta kaldık
halbuki ne kadar yorgunuz
öyle bakmayın bu yaralar şerefli yaralar değil
ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz

 
ATTİLA İLHAN


ELDE VAR HÜZÜN

söyleşir
evvelce biz bu tenhalarda
ziyade gülüşürdük
pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
ne meseller söylenirdi mercan koz nargileler
zamanlar değişti
ayrılık girdi araya
hicrana düştük bugün
ah nerde gençliğimiz
sahilde savruluşları başıboş dalgaların
yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
elde var hüzün
o şehrayin fakat çıkar mı akıldan
çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
sırılsıklam aşık incesaz
kadehlerin mehtaba kaldırılması
adeta düğün
hayat zamanda iz bırakmaz
bir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için
elde var hüzün

 
ATTİLA İLHAN


HER SABAH, YANILMAK !..

sabah olmak her gece kolay mı sanırsınız
bulutları dağıtıp güneş olarak doğmak
denizle gök arasında çiy yorgunu şehre
kurşun kubbeleri buğulu minareleri ıslak
soğuk bir trenden inmiştiniz / yalnızdınız

bilmem kaçıncı defadır / yine yanılmıştınız

hiç uyumamıştınız / gözleriniz yanıyordu
yolculuk sanki bitmemişti / birdenbire
kendinizi vagonda unuttuğunuzu sandınız
sanki katar soluk soluğa tırmanıyordu
dumanlı rampaları / bir kılıç gibi çıplak
tiz çığlıklarıyla aydınlığı doğrayarak

bilmem kaçıncı defadır / yine yanıldınız

jilet mavisi bir kadın elinde purosu
değdiği yer açılıyor çok fena keskin
kim olduğunu bilen yok / işin doğrusu
yüzünü kaybetmiş aynalarda arıyordu
amerikan bara tünemiş sek vodka içiyor
geçmişinden rusça bir şarkı arayarak
sarhoş olmamak en büyük korkusu

bilmem kaçıncı defadır / yine yanıldınız

elbet en kötüsü sokaklarda tutuklanmak
hani bir kere iki yanınızda iki sivil polis
beyoğlu'ndan çekilip nasıl koparılmıştınız
nabız gibi vuran o kötü ve karanlık his
yakanızı hala bırakmadı asla bırakmayacak

bilmem kaçıncı defadır / yine yanıldınız

 
ATTİLA İLHAN


HER SABAH, YANILMAK !..

sabah olmak her gece kolay mı sanırsınız
bulutları dağıtıp güneş olarak doğmak
denizle gök arasında çiy yorgunu şehre
kurşun kubbeleri buğulu minareleri ıslak
soğuk bir trenden inmiştiniz / yalnızdınız

bilmem kaçıncı defadır / yine yanılmıştınız

hiç uyumamıştınız / gözleriniz yanıyordu
yolculuk sanki bitmemişti / birdenbire
kendinizi vagonda unuttuğunuzu sandınız
sanki katar soluk soluğa tırmanıyordu
dumanlı rampaları / bir kılıç gibi çıplak
tiz çığlıklarıyla aydınlığı doğrayarak

bilmem kaçıncı defadır / yine yanıldınız

jilet mavisi bir kadın elinde purosu
değdiği yer açılıyor çok fena keskin
kim olduğunu bilen yok / işin doğrusu
yüzünü kaybetmiş aynalarda arıyordu
amerikan bara tünemiş sek vodka içiyor
geçmişinden rusça bir şarkı arayarak
sarhoş olmamak en büyük korkusu

bilmem kaçıncı defadır / yine yanıldınız

elbet en kötüsü sokaklarda tutuklanmak
hani bir kere iki yanınızda iki sivil polis
beyoğlu'ndan çekilip nasıl koparılmıştınız
nabız gibi vuran o kötü ve karanlık his
yakanızı hala bırakmadı asla bırakmayacak

bilmem kaçıncı defadır / yine yanıldınız

 
ATTİLA İLHAN



JİLET YİYEN KIZ

o kızı nerede nasıl görsem
aklımı başımdan alır ağzı
saçları şıra köpüğü desem
kaşları bıçak izi kırmızı

yakut pulları mı? bu ne görkem
kanlı gözbebeklerindeki yazı
beni nasıl büyüledi bilmem
kirpikleri örümcek kırmızı

kızıl demirden bir ünlem
salınması yangın yalnızı
korkmasam öpmeye eğilsem
dişleri elektrik kırmızı

çarpılmışım başım sersem
sevdim jilet yiyen kızı
göğsündeki kumrulara değsem
gagaları zehirli kırmızı

gece gündüz tek düşüncem
kasıklarımdaki ince sızı
artık kimseyle sevişemem
anladım sevişmek kırmızı

jilet yiyen kız merih'li gecem
birlikte bulacağız belâmızı
sonumuz kuşkusuz cehennem
kırmızı kırmızı kırmızı

 
ATTİLA İLHAN

KİMİ SEVSEM SENSİN
her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet
sarışın başladığım esmer bitiyor
anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
dudakları keskin kırmızı jilet
bir belaya çattık / nasıl bitirmeli
gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
kimi sevsem sensin / hayret
kapıların kapalı girilemiyor
* * *

kimi sevsem sensin / senden ibaret
hepsini senin adınla çağırıyorum
arkamdan şımarık gülüşüyorlar
getirdikleri yağmur / sende unuttuğum
hani o sımsıcak iri çekirdekli
senin gibi vahşi öpüşüyorlar
kimi sevsem sensin / hayret
in misin cin misin anlamıyorum

 
ATTİLA İLHAN


MUSTAFA KEMAL..

dağ başını efkâr almış
gümüş dere durmaz ağlar
gözyaşından kana kesmiş gözlerim
ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
ağlar ağlar cihan ağlar
mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür
altmış üç ilimiz altmış üç yetim
yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer
her geçen seni bizden parça parça götürür
mustafa'm mustafa kemal'im

diz dövdüm şavkı aktı sakarya'nın suyuna
sakarya'nın suları nâmın söyleşir
hemşehrim sakarya öksüz sakarya
ankara'dan uçan kuşlar
kemal'im der günler günü çağrışır
kahrolur bulutlara karışır
gök bulut yaşmak bulut
uca dağlar dev boyunlu morca dağlar
divan durmuş bekleşir
mustafa'm mustafa kemal'im

nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin
çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
sol yüzünde güneş südü sıcaklık
ellerinden öperim mustafa kemal
senin dalın yaprağın biz senin fidanların
biz bunları yapmadık
sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal
elsiz ayaksız bir yeşil yılan
yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal
hani bir vakitler kubilay'i kestiler
çün buyurdun kesenleri astılar
sen uyudun asılanlar dirildi
mustafa'm mustafa kemal'im

 
ATTİLA İLHAN


NASIL BİR SEVDAYSA

ay çok mu gecikti neredeyse çıkar
sen yanlızlığıma varır varmaz
az sonra yağmuru durduracaklar
rüzgarı değiştirdim
ustura ağzı poyraz

yok canım yıldızları unutmadık
mutlaka yerlerinde bulunacaklar
kenarı yaldızlı mavi bir karanlık
sütlü çıplaklığını örtecek kadar

senin için olduğu asla bilinmeyecek
yapraklarını birden dökecek dutlar
şafak sökerken sekiz on kadar şimşek
balkonda işlemeli müstesna bulutlar

ayak bastığın an şehir de değişebilir
yoksa Moskova mı
belki berlin belki dakar
belki 30'lardan mehtap yorgunu izmir
körfez'de şerefine donatılmış vapurlar

nerede ne zaman kaç kere yaşadık
nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar
bitirdiğimiz herşeye yeniden başladık
dudaklarımızda birbirimizden mısralar

 
ATTİLA İLHAN


ÖLMEK YASAK

daha önce bıçaktan hiç su içmedim
hiç kısılmadı kerpetene bıyıklarım
gururlu bir gemiyim oldum bittim
sabah olur yelkenlerimi saklarım
özgürlük dediğim yerde demirledim

üstüme varma bulutları tutamam
böyle paldır küldür gideceklerdir
gelmezsen farketmez kimseyi aramam
asıl sevdiklerim en içimdekilerdir
onlarla yaşarım eğer yaşarsam

olur mu gecemi yeşile çalmak
yıldız çivilemek parmakuçlarıma
ölüm kadar çabuksa eğer yaşamak
hiç doğmamayı isterdim ama
bir kere doğmuşum ölmek yasak

 
ATTİLA İLHAN


SEN BENİM HİÇBİR ŞEYİMSİN

Sen benim hiçbir şeyimsin
Yazdıklarımdan çok daha az
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Lüzumundan fazla beyaz
Sen benim hiçbir şeyimsin
Varlığın yokluğun anlaşılmaz

Galiba eski liman üzerindesin
Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
Dudaklarınla cama çizdiğin
En fazla sonbahar otellerinde
Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
Yalnızlığı öldüresiye çirkin
Sabaha karşı öldüresiye korkak
Kulağı çabucak telefon zillerinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Hiçbir sevişmek yaşamışlığım
Henüz boş bir roman sahifesinde
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Ne çok çığlıkların silemediği
Zaten yok bir tren penceresinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak

Sen benim hiçbir şeyimsin

 
ATTİLA İLHAN



SEN YOKSUN
sen yoksun
deniz yok
yıldızlar arkadaşım
ya bu gece harika bir şeyler olsun
yahut bir bomba gibi
infilak edecek başım

ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım
istanbul minareler odamda gibi
gökyüzü temiz ve parlak
işte kolkola girmiş en mesut günlerimiz
muhalif bir rüzgar karşı sahilden

fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz
havada kanat sesleri
ve çılgın kokular

deniz yok
yıldızlar uzaklaşıyor
ben yine yalnız kalıyorum
istanbul minareler kaybolmuş
sen yoksun

 
ATTİLA İLHAN


SEN YOKSUN

sen yoksun
deniz yok
yıldızlar arkadaşım
ya bu gece harika bir şeyler olsun
yahut bir bomba gibi
infilak edecek başım

ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım
istanbul minareler odamda gibi
gökyüzü temiz ve parlak
işte kolkola girmiş en mesut günlerimiz
muhalif bir rüzgar karşı sahilden

fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz
havada kanat sesleri
ve çılgın kokular

deniz yok
yıldızlar uzaklaşıyor
ben yine yalnız kalıyorum
istanbul minareler kaybolmuş
sen yoksun

 
ATTİLA İLHAN



TUT Kİ GECEDİR

tut ki gecedir
karanlık sıvaşır ellerine camlardan
birden kırmızıya döner
trafik ışıkları
kükürtlü dumanlar yükselir
korkuya batmış
camkırığı adamlardan
tehlikeye büyür sakalları

tut ki gecedir
ihbarlar birer sansar
bir telefondan bir telefona atlar
yeraltı örgütleri tetik üstünde
adres değiştirmiş silah kaçakçıları
fahişeler birbirinden kuşkulanıyor

tut ki gecedir
katiller huzursuz
hırsızlar sinirli
hainler ürkekçedir
elleri telefona kendiliğinden uzanıyor
ihanete gece müthiş bir gerekçedir
ihbarlar birer sansar
bir telefondan bir telefona atlar

ihanet bir bilmecedir

 
ATTİLA İLHAN


TUTUKLUNUN GÜNLÜĞÜ

..salı gecesi..

kara bir balta buldu akşam vuracak noktayı
hücreler doldu bir ıslık en yakın maçka tramvayı
kim bırakmış yalnızlığıma bu hüzzâm şarkıyı
kimin bu karanlık kimler sürgülemişler kapıyı
insan olan bağlar her koptuğu yerden yaşamayı

daktilolar camları bulutlu sorgu odalarında
didiklemez mi özgürlüğünü sansaryan hanı'nda
küflenir suyun bir bakır çalığı birikir ağzında
kendini öldürmeyi belki bin kere tasarlarsın da
bir kere aklından geçmez bitirmeden ölmek şarkıyı

gönlünde büyüttüğün o müthiş ünlem içindir ki
seni kapattıkları öyle rezil o kadar çirkindir ki
çıplak bir lamba mısın dört duvar içindeki
ne lambası/söndürülen bütün ilk gençliğindir ki
gözlerin zehirlense de suç sayarsın ağlamayı

görülmez dev böceklerdir sanki büyülü duyargalar
uçaksavar ışıldakları gökyüzünde bir yanlış arar
tophane rıhtımı'nda acı acı gemiler kalkar
hücreleri akşam olur haydut öfkeleri kaplar
ezerim sanırsın vurursan tek bir yumrukta dünyayı

duruşma arası

( o varsa kırılır buzlu camları kışın
anlamı yoğunlaşır anlamsız bir yaşayışın
gerçi farkındayız adı belirsiz bir yanlışın
acaba ben çok mu esmerim o çok mu sarışın

yansımaz oldu aydınlığı yüzüme haftalardır
yazdıklarında bile gizli bir uzaklık vardır
eylem bir dağıldı mı bütün boğazlar daralır
ben başka bir erkek olurum o başka bir kadın)

 
ATTİLA İLHAN



ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ
Gözlerin gözlerime değince
Felaketim olurdu, ağlardım
Beni sevmiyordun, bilirdim
Bir sevdiğin vardı, duyardım
Çöp gibi bir oğlan, ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
Öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu, ağlardım
Ne vakit Maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kuş gibi gülerdi
Sessizce bir cigara yakardın
Parmaklarımın ucunu yakardın
Kirpiklerini eğerdin, bakardın
Üşürdüm, içim ürperirdi
Felaketim olurdu, ağlardım
Akşamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu, ağlardım

 
ATTİLA İLHAN



YAĞMUR KAÇAĞI

Elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni
geceleri bir çarpıntı duyarsan
telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa eylülse ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.

 
ATTİLA İLHAN



YALNIZLIĞI DENEMEK
gecenin ortasında ne işin var
yıldızlara dokunma yanarsın
bak birazdan ay da batacak
karanlık bulaşmasın ellerine
tersine döner yolunu bulamazsın

içi dışı uzay tozu yansımalar
sahi mi yalan mı anlayamazsın
bir rüya gemisi iskele sancak
dokunup geçiyor hayallerine
ağlayasın gelir ağlayamazsın

sevmek insanın yüreği kadar
küçükse büyüğünü taşıyamazsın
yalnızlığı da dene oldu olacak
nasıl yankılanır derinden derine
iyi midir kötü mü çıkaramazsın

insan insanı kendisi tamamlar
içinde başka dışında başkasın
eksikliğin fazlana elbet bulaşacak
öbürü sığacak bunun derisine
yoksa sabaha sağ çıkamazsın

 
ATTİLA İLHAN




YALNIZLIK ŞİİRİ..

Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır
Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
Bu gece dağ başları kadar yalnızım

Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından
Dudaklarımda eski bir mektep türküsü
Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim
Gözlerim gözlerini arıyor durmadan
Nerdesin?

 
ATTİLA İLHAN




YASAK SEVİŞMEK
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
eski gözlerinle gel öldürmek vakti gel
hem tetik bulun ardında biri olmasın
hanidir ben bu evde saklanıyorum
adımı değiştirdim başka bir adla yaşıyorum
gece gündüz siyah gözlük kullanıyorum
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
sabaha karşı gel bütün gözlerinle gel

pancurların gerisinde kararıyorum
içime belalar doğuyor sonbahar doğuyor
telefonda sesini tanıyamıyorum
yüzün parmaklarımdan akıp kayboluyor
böyle hep bir şey kopuyor bir şey kırılıyor
sabaha karşı gel eski gözlerinle gel
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
hem tetik bulun ardında biri olmasın

artık hiç kimse beni yaşamıyor
aşklarımı büyük kemanlarla çizdiler
korkularım oldum bittim kimsesizdiler
yalnız bir mısra mıyım ıslanıyorum
bir revolver romanımı tamamlıyor
oyun bitti ışıklarımı söndürdüler
yokmuşsun gibi gel öldürmek vakti gel
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
üzerime kilitleyip mühürlediler
hem tetik bulun ardında biri olmasın

 
ATTİLA İLHAN









GÜZEL   SÖZLER....

 AŞK VE SEVGİ SÖZCÜKLERİ...
 

Bir destan yazar gibi durmadan gündüz gece ben hep seni yazmışım yüreğime gizlice

 

Hayat bir tiyatro dediler bana bir rol verdiler en acısı benimki idi önce sev sonra terket dediler

 

Kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni beyninin içindekileri anlayabilmek ve yitirmeden yüzündeki anlık tebessümü tüm saatleri durdurabilmek için çıldırasıya paraladım kendimi lanet olsun artık sigarayı üç pakete çıkardım olsun gözüm olsun ne olacaksa olsun.

 

Düşlerini düşleyerek yaşamak, senden nefret ediyorum derken seni sevmek, var olmayan ömrümün tamamını sana adamak, sonra göğsüne yaslanıp seni düşlemek ve sevmek kalbinin sonunu bilmeden içine bakarak...

 

Paylaşmanın asaletini hiç bir zaman bencilliğin çirkinliğine tercih etme,ve öyle bi arkadaş seçki sen onun için ölümü düşündüğünde o senin için çoktan ölmüş olsun.....

 

Ne varsa aradığım bilki sende bulmuşum..Senden öncesi yoktu,seninle var olmuşum..Sende bütün umutlar,sende bütün duygular..Beni sende arama,ben artık senin olmuşum.

 

Alaca karanlığı sevmem ben, ya gündüz olmalı ya gece. Kurşun ya alnından vurmalı yada namluda kalmalı. Yar dediğin ya senin gibi olmalı yada hiç olmamalı.

 

Bugün bir çiçekcinin önünden geçerken bir çiçek ben çok güzelim beni al diyordu. Onu aldım ama güzel olduğu için değil seni gördüğünde utansın diye.

 

Ne içimde seni unutmak gibi bir his var..nede aşkımı körükleyen bir rüzgar..ne seni görmeyecek kadar güçlüyüm..nede görmeye dayanacak kalbim var

 

Güller hep ellerinde açsın, ama dikenleri batmasın.Sevda hep seni bulsun,ama seni yaralamasın.Mutluluk hep yüreğine dolsun,ama beni unutturmasın.

 

Akşamı son bulan ufuklarda..güneş damla damla erirken..hayatta kalan duygularımla..sana iki kelime söylüyorum..."SENİ SEVİYORUM"

 

Ne seni unutacak kadar zaman geçecek..ne de geçen zaman seni unutmaya yetecek..bırakıp gittim diye unuttum sanma...zaman alışmayı öğretir unutmayı ASLA

 

Kahvaltı hazırladım sanada gönderiyorum, umut dolu omlet haşlanmış sevgi bir dilim tutku ,seni seviyorum reçeli ve birde yanlızlık demledim kaç şekerli olsun?

 

Ben seni Bir Kum Tanesine Adını Yazacak Kadar Değil Sahildeki Tüm Kum Tanelerine Adını Yazacak Kadar Çok Seviyorum

 

Biz her ne kadar sosyetenin cilalı taşlarında dans etmesini bilmesekte, soğuk dolunayda şeytanla azraille dans etmesini iyi biliriz.
 
Sesini duyabilme umuduyla yaşadığım hayat yüzünü göremediğim için çekilmez olsada sesini duyabildiğim için yaşamaya değer...

 

Depremle girdin gönlüme,fay hattı çizdin yüreğime,artçılar hala devam etmekte, özlenmektesin bitanem dokuz nokta dokuz şiddetinde.

 

Sen geçmişin herhangi bir yolsuz sevdası diye anıyorsun beni oysa ne yollar aradım o sevdaya ama bilmiyorsun çocuk bilmiyorsun...

 

Sevgi sevilen kişiye sunulan bir armağandır kabul edilmesi ya da geri çevrilmesi önemli değil önemli olan sevginin sunulmuş olmasıdır.

 

Gölgeler düşsede yüreğinin üstüne güneşini sakın söndürme, umut yoksa yarınlar uzak kalır insana, unutma Bir Sen Daha Yok Bu Dünyada...

 

Tatlı biri var sevilmeye değer, güzel biri var görülmeye değer, iyi dostlar var özlenmeye değer, ama biri varki can vermeye değer!

 

Bir sevgi var içim lekesiz tertemiz, Bir özlem var içimde uçsuz bucaksız,Bir duygu var içimde dalsız budaksız, Birde sen varsın içimde unutulması imkansız...

 

Tutki ben bir yağmur damlasıyım toprağa düştümmü dağılırım, Düşünki ben bir kar tanesiyim suya değdiğim anda eririm, Anlaki sen benim canımsın seni kaybettimmi Ölürüm...

 

Hissedince sana vurulduğumu baharda kuş olup uçasım gelir, Bakınca o güzel gözlerine hasreti bir anda silesim gelir. Ama ne çare birtanem ne kuş olup uçabilirim ne de hasreti silebilirim ama inan bana birtanem seni bir ömür boyu sevebilirim...

 

Rüyalara rest çektim uyumuyorum. herkez derin uykudayken ben sana dalıyorum. Uykular çok tatlı derler ben seni tadıyorum. Onlar uykuya ben sana doyamıyorum...

 

Yüreğimde senden bana hiç bir ışık yok! Ben karanlıktan çok korkarım.Beni gel al burdan...

 

Solmadan gel artık aşkımın gülü, olsada konuşsa kalbimin dili küçücük dünyamda birbilsen seni görünmez yazıyla yazdım kalbime.

 

Behdanem benim..düşünsene bir kez dahi olsa.Dikenin güle,ipek böceğinin kozasına olan o büyük sevgisini.Uçurum çiçeklerinin yaşama inat koklanmıcaklarını bilerek her defasında açtıklarını.Ben de behdanem seni yüreğime can yazdım bir kere.O muhteşem sevgi ile yaşama ve sana inat..

 

Papatyalar var karşımda sarı sarı Tıpkı sana benziyorlar Sarı saçlarını hatırlatır bana.. Yeşil yaprakları da gözlerini Gülüşün geliyor aklıma Tatlı tatlı bakışın, ve sen; Sen yokettin beni Sensizliğin içinde bırakıp gittin..

 

Ellerim anladı tutmuyorsun..Gözlerim anladı bakmıyorsun.. Dudaklarım anladı öpmüyorsun.. Gidişini kalbime nasıl anlatayım, nasıl söyliyeyim ey insafsız sevgili ya durursa kalbim...
 
Sevmiyorum seni deseydin keşke Ta başından bağrıma taş basar seni unutmaya çalışırdım hala oynuyorsun benle duygularımla Aşkımla yetmedimi çektiklerim Dahadamı çekeceğim kaderimdir diyeceğim seni hep Seveceğim ve bir gün senin yolunda öleceğim..

 

Günahın özüyse seni sevmek cezam cehennem olsun.

 

Aşkım aşkım diye ağlayacaksın başını taşlara hergün vuracaksın sesini duyan yokki ağlayacaksın sen gittin şimdi sıra bende ben bittim şimdi sıra sende...

 

Korku bilmeyen GÖNÜL korkmayı öğrendi.(SENİ KAYBETMEK KORKUSU)Sevmeyi bilmeyen GÖNÜL sevmeyi öğrendi.(SENİ İLK GÖRÜŞTE)Ama bu GÖNÜL tek bir şey öğrenemedi.(SENİ UNUTMAYI)

 

Deniz sesimi duyarmı? dağlar dinlermi anlatsam seni? hüzünlüyüm desem çare olurmu gökyüzü? salarmı bulutları peşine ilgilenirmi rüzgar yardım edermi seni bulmama ???

 

Seviyorum sevmenin acı verdiğini; her sevenin sevilmediğini bile bile ! ama yinede bir umut taşıyorum belki SEVEN SEVİLİR diye !!!

 

Bugün sigaramın üzerine adını yazdım sigaram bittiğinde seni unutacam sanmıştım ne bilirdimki seni nefes içime çektiğimi...

 

Güzellik; sadece güzel olan şeylerde değil, Güzel görmek istediğin herşeydedir...

 

Gül dediğin nedirki, Solar gider, Ateş dediğin nedirki, Kül olur gider, Gün dediğin nedirki, Geçer gider, Ama sana olan sevgim sonsuzdur, Ancak mezarda biter!!

 

Güneşi sevdiğini söylüyorsun güneş çıktığında perdeleri örtüyorsun.Rüzgarı sevdiğini söylüyorsun rüzgar çıktığında kapıları kapatıyorsun.Yağmuru sevdiğini söylüyorsun yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun.Korkuyorum çünkü beni sevdiğini söylüyorsun.

 

Hayat bir şekilde elbet devam edecek birde içinde sen olsan işte o zaman her yer yeşerecek.

 

O vefasız kalbin hissetmesede.. Sana bu şarkıyı dinleteceğim.. Bu aşkın uğruna ömrüm bitsede.. Sana sevmeyi öğreteceğim...

 

Gecelerden ayazı sevmem.. ya gündüz olmalı ya gece.. namludan çıkan kurşun.. ya kalbimin derinlerinden vurmalı.. ya namludan hiç çıkmamalı.. insan sevdiğini ya ölümüne sevmeli.. ya hiç sevmemeli...

 

Varlığının tiryakisi.. Yokluğunun delisiyim.. Seni benden mahrum etme.. Gözlerinin hastasıyım...

 

Seni seviyorum diyenin sevgisinden şüphe et ünkü aşk sessiz sevgi dilsizdir...

 
Seni Bir Serçenin Gözyaşı Dökebilme Ihtimali Kadar Seviyorum Bu Kadar mı Diyeceksin Ama Serçeler Gözyaşı Döktüğünde ÖLÜRLER...

 

Bütün dünyayı istediğim renge boyayıp,bu rengi insanlara bütün sevginle dağıt,kendini sevginin bir rengi diye tanıt.çünkü senin varlığın sevgiye en güzel kanıt.

 

küL oLmuş ateş yanarmı? Buz tutmuş su akarmı? Bu gözLer seni sevdi başkasına bakarmı?

 

Nekadar çok seversen sev belli etmiyeceksin, sevdiğini belli ediyorsan inan çok üzüleceksin

 

Düşünüyorum da; düşüncelerin en güzeli, senin beni düşünüp düşünmediğini düşünürken düşündüğünü düşünmek olsa gerek diye düşünüyorum

 

Belki dağlarımda çiğdemler açar, uyur kar altında yediverenim. Bir gözyaşıdır yağmurlarım, gülerken ağlatır su verdiklerim...

 

Seni özleyenlerin özleminden habersiz, özleminle özletensin. Sen o özlenenler arasında ençok özlenensin. Seni görmesemde içimde hiç bitmeyecek tek özlemsin...

 

Kalbinde yer yoksa Güzelim ! farketmez ben ayaktada giderim.

 

Dünyanın en güzel şeyini sana vermek isterdim, Fakat seni sana nasıl verebilirim ki?

 

Ağlamak çocuklara, affetmek ise Allah a mahsus. Beni birgün aldatırsan çocuk değilim ağlamam, Allah değilim affetmem...

 

Hoççakal Allah a emanet ol tabii ki Allahın varsa?Hoşçakal aşk sende kalsın sanmam ama işine yararsa?

 

Dertlerin kum tanesi kadar küçük, sevinçlerin nisan yağmurları kadar bol olsun ve öylesine mutlu ol ki gözünden akan yaşlar değerini bilmeyenlere sadakan olsun..

 

Yaşamak özlemsiz, özlem sevgisiz, sevgi sensiz olmaz.. Unutma gülüm sevmek daima beraber olmak değildir, sen yokken bile seninle olabilmektir..

 

İçinde öyle bir umut taşıki onu senden kimse alamasın.gözlerin hep gülsün.onuda kalbinde öyle bir saklaki gerçekten isteyen bulsun.

 

Sözlerin büyük, yüreğin küçük! Hataların yanlışların çok,doğruların yok! Bir şeyleri göklere çıkartıp mutluyum sanıyorsun..Kendine göre şanslı, bana göreyse zavallısın!
 

FİLOZOF SÖZLERİ

21/12/2009

 

"DÜŞÜNÜYORUM.. O HALDE VARIM....."


Ne kadar zengin olursan ol ancak belirli bir miktar para yersin. Denize testiyi daldırırsan bir testi kadar su alır gerisi kalır.
hz. Mevlana


En büyük zafer insanın kendine hakim olmasıdır.
pLaton


Eğer herkesdost sandığı kimselerin kendi arkasından söylemiş olduklarını duymuş olsaydı dünyada dost kalmazdı.

paScaL



Ne kadar yükselirsen uçmayı bilmeyenlere o kadar küçük görünürsün
nietszche


Bir ülkede okumaya karşı istek artmadıkça gaflet ve bundan doğacak felaket azalmaz.
b. frankLin

Düşman isterseniz dostlarınızı geçmeye çalışınız. Dost isterseniz bırakın dostlarınız sizi geçsin.


LA ROCHEFOUCAULD


Az felsefe insanı Tanrıtanımazlığa derinlemesine felsefe de Tanrı'ya götürür.


Bacon

“ERKEKLER ŞARABA BENZER GEÇEN YILLAR KÖTÜLERİNİ ESKİTİR İYİLERİNİ OLGUNLAŞTIRIR.”

CiçeRo

“YAŞAM BELİRTİSİNİN KÖKENİNDE DUYGULANMA VARDIR; DUYGULANMANIN DA TEMELİ AŞKTIR.”


fReud


"AKILLI KONUŞUR ÇÜNKÜ SÖYLEMEK İSTEDİKLERİ VARDIR; APTAL KONUŞUR ÇÜNKÜ KENDİSİNİN BİR ŞEYLER SÖYLEMEK ZORUNDA OLDUĞUNU SANIR."
pLaton

"AKILLI İNSAN DÜŞÜNDÜĞÜ HERŞEYİ SÖYLEMEZ; AMA HER SÖYLEDİĞİNİ DÜŞÜNÜR."
Sadece erdemli olan bireyler daha iyi daha güzel ve daha adil bir toplum oluşturabilirler.

Jorge Angel LİVRAGA

İyi kararlar bir kaçınılmazlığa mahkûmdur ; daima çok geç alınırlar...

oScar wiLde

"sevdiğimiz zaman aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır onda kendisini durduran bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey kendi sevgimizin çarpıp geriye dönüşüdür; bizi gidişten daha fazla etkilemesinin büyülemesinin sebebiyse kendimizden çıktığını fark etmeyişimizdir."



marcel proust

"Çünkü her seferinde anlıyorum ki; giden döndüğü vakit geride bıraktıklarını yerinde bulamayacak."


B.parLak

Kör bir göze görme duyusu verilmediği gibi ruha da bilgi verilmez..
pLaton

inanın bana varoluştan en yüce bereketi ve neşeyi almanın sırrı tehlikeli yaşamaktır. gemilerinizi bilinmedik denizlere salın şehirlerinizi vezüvün eteklerine kurun kendinizle ve akranlarınızla daima savaş içinde olun fatih olamıyorsanız hırsız olun ey BİLGİ PEŞİNDE KOŞANLAR.

nietSzche

“Ben’in sürdürebileceği savaşların en zorlu olan ben’i an be an başkası olmaya zorlayan bu dünyada kendinden başka ben olmamak için savaşmaktır ve bu savaş hiç bitmez.”


e.e.cummings


Eğer herkesdost sandığı kimselerin kendi arkasından söylemiş olduklarını duymuş olsaydı dünyada dost kalmazdı.
Ne kadar yükselirsen uçmayı bilmeyenlere o kadar küçük görünürsün..


Az felsefe insanı Tanrıtanımazlığa derinlemesine felsefe de Tanrı'ya götürür.

"AKILLI İNSAN DÜŞÜNDÜĞÜ HERŞEYİ SÖYLEMEZ; AMA HER SÖYLEDİĞİNİ DÜŞÜNÜR."

“Ben’in sürdürebileceği savaşların en zorlu olan ben’i an be an başkası olmaya zorlayan bu dünyada kendinden başka ben olmamak için savaşmaktır ve bu savaş hiç bitmez.”


Kişi kalbinde düşündüğü gibidir.

Hz. Davud

***

Büyük insanlar dünyayı düşüncelerin yönettiğini görenlerdir.

Emerson

***

Akıl kendine ait bir yerdir ve orada cehennemi cennet veya cenneti cehennem yapabilir.

Milton

***


İyi veya kötü bir şey yoktur sadece düşünce onu öyle yapar.

Shakespeare

***

Yaşam küçük olmayacak kadar kısa...

Filozof Disraeli

***

Başarının yolu başarmaya inanmaktan geçer.

Sinan Çağıran

***

Kişi kendi düşüncelerinin ürnüdür.(büyük düşünün ve iyi gelişin.)

Dr. David j. Schwartz

***

Kendine inanmayana kimse inanmaz.

Sinan Çağıran

***

Önyargıyı yok etmek atomu parçalamaktan zordur.

Einstein

***

İnsanlar başarmak için doğarlar başarısızlık için değil.

H. Daiıd Thoreau



Millete efendilik yoktur. Hakimlik vardır. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Hiç bir şey bir fikirden daha tehlikeli değildir. Eğer o fikir sahip olduğunuz tek fikirse. EMİLE CHARTİEN

İnsanlar tecrübeleri nispetinde değil tecrübelerinden aldıkları dersler nispetinde olgundur. BERNARD SONER

Beni öyle bir yalana inandır ki ömrümce sürsün doğruluğu. ÖZDEMİR ASAF

Bir gram zeka bin kilo kültüre bedeldir. BRANFİELD

Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsun. Niye bu günden başlamıyorsun. EPİKTETOS

Dünyayı yönetenler kalem mürekkep ve kağıttır. BARECERO

Aptallar akıllılardan pek az şey öğrenirler. Ama akıllılar aptallardan çok şey öğrenirler. CATO


Büyük Harfler Nerede Kullanılır?

 

Cümle Başında

Mısra (dize) Başında

Özel Adların Başlarında

Cümle Başında

Gülme komşuna gelir başına.

İlk ve orta dereceli okullar açıldı.

· Rakamla başlayan cümlelerde rakamdan sonra gelen sözcük büyük harfle başlamaz: 1985 yılında üniversiteden mezun oldu.

· Cümle içindeki aktarma ve alıntılar büyük harfle başlar: Atatürk, gençliğe seslenirken "Ey Türk istikbâlinin evladı! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen; Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!" diyor.

· Tırnak içindeki söz, tam bir cümle değilse veya cümlenin tamamı alınmamışsa sözcük büyük harfle başlamaz: Nebi'nin "...var içinde" redifli gazeli Divan'ında uyuyor. (Yahya Kemal Beyatlı, Edebiyata Dair)

· İki çizgi arasındaki açıklama cümleleri büyük harfle başlamaz: Bundan uzun yıllar önce -yaklaşık kırk yıl- her şey çok başkaydı.

· İki noktadan sonra gelen cümleler büyük harfle başlar: Bir yılda dört mevsim vardır: İlkbahar, yaz, sonbahar, kış.

· İki noktadan sonra cümle değil de örnekler sıralanırsa sözcük küçük harfle başlar: Bazı örneklerde -sız eki kalıplaşmıştır: deniz, hırsız, ıssız, öksüz.

Mısra (Dize) Başında

Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

(Mehmet Âkif Ersoy)

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik;

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik.

(Yahya Kemal Beyatlı)

Özel Adların Başında

· Kişi ad ve soyadları büyük harfle başlar: Mustafa Kemal Atatürk, Barış Manço, Yunus Emre, Ahmet Bilge, Shakespeare, Wolfgang von Goethe, Victor Hugo.

· Kişi adlarından önce ve sonra gelen saygı sözleri, unvanlar ve meslek adları da büyük harfle başlar: Sayın Kemal Eraslan, Orhan Bey, Fatma Hanım, Prof. Dr. Umay Günay, Doktor Yaşar Anlar, Mareşal Fevzi Çakmak, Fatih Sultan Mehmet, Genç Osman, Aslan Yürekli Richard, Deli Petro.

· Akrabalık adları bildiren sözcükler büyük harfle başlamaz: Fahriye abla, Ayşe teyze, Osman enişte.

Akrabalık adları lâkâp yerine geçerse büyük harfle başlar: Nene Hatun, Hala Sultan, Dayı Kemal.

· Resmi yazılarda saygı bildiren sözlerden sonra gelen ve makam, mevki, unvan bildiren sözcükler de büyük harfle başlar: Sayın Bakan, Sayın Müdür, Sayın Kaymakam.

· Mektuplarda ve resmi yazışmalarda hitapların ilk sözcüğü de büyük harfle başlar: Sevgili arkadaşım, Canım kardeşim, Değerli dostum.


· Hayvanlar takılmış isimler büyük harfle başlar: Düldül, Sarıkız, Minnoş, Nazlı.


· Millet, boy, oymak adları büyük harfle başlar: Türk, İngiliz, Japon, Kazak, Türkmen, Karakeçili


· Dil ve lehçe adları büyük harfle başlar: Türkçe, Almanca, Rusça, Kazakça, Özbekçe.


· Devlet adları büyük harfle başlar: Türkiye Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Suudi Arabistan, Federal Almanya


· Din ve mezhep adları ile bunların mensuplarını anlatan sözler büyük harfle başlar: Müslüman/Müslümanlık, Hıristiyan/Hıristiyanlık, Budist/Budizm, Hanefî/Hanefîlik, Katolik/Katoliklik.


· Din ve mitoloji kavramlarını karşılayan özel adlar büyük harfle başlar: Tanrı, Allah, Cebrail, Zeus, Kibele.

Tanrı sözcüğü özel ad olarak kullanılmadığı zaman küçük harfle başlar: Eski Yunan tanrıları.

Dini kavramlar küçük harfle başlar: cennet, cehennem, uçmak, sırat köprüsü, gayya kuyusu.

· Gezegen ve yıldız adları büyük harfle başlar: Merkür, Venüs, Dünya, Halley, Ay.

Dünya, güneş, ay sözcükleri terim olarak kullanıldığında büyük harfle başlar.

· Yer adları (ülke, il, ilçe, bölge, köy, semt, cadde, sokak vb.) büyük harfle başlar: Asya, Avrupa; Türkiye, Almanya; İç Anadolu, Marmara; Ankara, Konya, Bağdat, Moskova; Ürgüp, Söke; Akçaköy; Bahçelievler, Ümitköy; Atatürk Bulvarı; Necatibey Caddesi, İlkadım Sokağı.


· Mahalle, meydan, bulvar, cadde, sokak adlarında geçen mahalle, meydan, bulvar, cadde, sokak isimleri büyük harfle başlar: Yıldız Mahallesi, Yunus Emre Mahallesi, Karaköy Meydanı, Gazi Mustafa Kemal Bulvarı, Ziya Gökalp Bulvarı, Nene Hatun Caddesi, Cemal Nadir Sokağı, İnkılâp Sokağı.


· Saray, köşk, han, kale, köprü, anıt vb. yapı adlarının bütün sözcükleri büyük harfle başlar: Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Çankaya Köşkü, Horozlu Han, Ankara Kalesi, Alanya Kalesi, Galata Köprüsü, Beyazıt Kulesi, Bilge Kağan Anıtı.


· Kurum, kuruluş ve kurul adları büyük harfle başlar: Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk Dil Kurumu, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Devlet Malzeme Ofisi, Milli Kütüphane, Çocuk Esirgeme Kurumu, Atatürk Orman Çiftliği, Çankaya Lisesi, Türk Ocağı, Yeşilay Derneği, Emek İnşaat, Bakanlar Kurulu, Yüksek Öğretim Kurulu.

Kurum, merkez, bakanlık, ünivesite, fakülte, bölüm vb. kuruluş bildiren sözcükler, belli bir kurum kastedildiği zaman büyük harfle başlar:

Bu yıl Meclis, yeni döneme erken başlayacak.

Son günlerde Bölümümüz yoğun bir çalışma içinde.

· Kitap, dergi, gazete , tablo, heykel ve hukukla ilgili kanun, tüzük , yönetmelik, yönerge, genelge adlarının her kelimesi büyük harfle başlar: Babür Divanı, Türk Dili Tarihi, Rusça-Türkçe Sözlük, Türkbilig, Cosmopolitan, Hürriyet, Yeni Binyıl, Uyuyan Güzel (tablo), Düşünen Adam (heykel), Medenî Kanun, Borçlar Hukuku (kanun), Atatürk Uluslar Arası Barış Ödülü Tüzüğü, Telif Hakkı Yayın ve Satış Yönetmeliği.

Ancak,

Özel ada dahil olmayan gazete, dergi, tablo vb. sözler büyük harfle başlamaz: Milliyet gazetesi, Türk Dili dergisi, Ayçiçekleri tablosu.

Kitap adlarında ve başlıklarda, arada ve sonda bulunan ve, ile, ya, veya, yahut, ki, da, de sözleriyle mı, mi, mu, mü soru eki küçük harfle yazılır: Leylâ ile Mecnun, Turfanda mı, Turfa mı?, Diyorlar ki, Ya Devlet Başa ya Kuzgun Leşe, Ben de Yazdım.

Ses Uyumu Nedir?

Ek fiil nedir?

İle sözü

Dilimizde bir sözcük içindeki seslerin önlük-artlık (incelik-kalınlık) düzlük-yuvarlaklık ve ötümlülük-ötümsüzlük bakımından bir birine uymasına ses uyumu denir.

Temelde iki farklı ses uyumundan söz etmek gerekir. Ünlü uyumu ve ünsüz uyumu.

Ünlü uyumundan asıl ve yaygın olanı büyük ünlü uyumu olarak da adlandırılan önlük-artlık uyumudur. Bu uyumun kuralı, bir sözcüğün ilk hecesi ön ünlüyle başlamışsa bunu takip eden hecelerinde ön ünlülü olması; art ünlü ile başlamışsa da art ünlülü olması gerekmektedir. Örneğin: akşam, okul, başlayacak, gece, pire, gelecek.

Küçük ünlü uyumu olarak da bilinen düzlük yuvarlaklık uyumu ise dilimizin daha geç dönemlerde kuralı belirlenmiş ve daha az yaygın olan ünlü uyumudur. Bu uyumda esas olan düz ünlü ile başlayan bir sözcüğün diğer hecelerinin de düz ünlülü , yuvarlak ünlü ile başlayan bir sözcüğün ise takip eden hecelerinde ancak ya düz-geniş ya da dar-yuvarlak bir ünlünün yer almasıdır. Yani; a, ı, e, i ünlülerinden sonra yine aynı ünlülerden biri; o, u, ö, ü ünlülerinden sonra ise ya a, e, veya u, ü ünlülerinden birinin gelmesidir. Örneğin: yukarı, konuşmak, güleç, ödev.

Her iki ünlü uyumu da Türkçe kökenli sözcükler için geçerlidir. Alıntı sözcükler kendi ünlü niteliklerini koruyabilirler.

Her iki ünlü uyumunun da istisnaları vardır. Örneğin, zaman içinde ses değişmelerine uğrayarak uyum dışına çıkmış görünen hangi, hani, kardeş vb. sözcükler önlük-artlık uyumuna aykırı görünmekle birlikte Türkçe'dir. Avuç, kabuk, savurmak, yağmur, yağmur vb. sözcükler de düzlük-yuvarlaklık uyumunu reddetmekle Türkçe kökenli sözcüklerdir.

Ayrıca -daş/-taş, -gil, ken, ki, -leyin, (-I) mtrak, ekleri önlük artlık, -iyor eki ise hem önlük-artlık, hem de düzlük-yuvarlaklık uyumunu reddetmektedir: dindaş, amcamgil, yaparken, sabahki, akşamleyin, mavimtrak, geliyor.

Her iki ünlü uyumunun kurallarını da göz önünde bulundurarak bir sözcükte yer alabilecek düzenini söyle gösterebiliriz:

a -> a,ı o -> u,a

e -> e,i ö -> ü,e

ı -> ı,a u -> u,a

i -> i,e ü -> ü,e

Ünlü uyumu, ünsüzlerin ötümlülük-ötümsüzlük (sertlik-yumuşaklık) bakımından bir birine yakın, aynı veya benzer özellikteki ünsüzleri tercih etmeleri ile ortaya çıkmış ikincil bir uyumdur.

Ötümsüz bir ünsüzle (f, s, t, k, ç, ş, h, p) biten bir hece yine ötümsüz ünsüzle başlayan bir hece, ötümlü veya diğer özellikteki ünsüzlerle biten heceler ve kendilerine yakın özellikte bir ünsüzle heceyi yanlarına ister.

Örneğin: aş-çı (aş-cı değil), geç-ti (geç-di değil), sabah-tan (sabah-dan değil), ofis-te (ofis-de değil); iz-ci (iz-çi değil), yağmur-da (yağmur-ta değil) vb


Ek Fill (Ek Eylem, İmek Fiili) nedir?

En eski biçimi er-olan, asıl fiil anlamı "olmak, mevcut olmak" olup isimlerin yüklem gibi kullanılmalarını, fiillerde ise birleşik çekimin yapılmasını sağlayan fiile ek fiil denir.

Takip ettiği sözcüğe ayrı da bitişik de yazılabilir.

Ayrı yazıldığı zaman ünlü uyumuna girmez: yapar imiş, geliyor idim, yorgun ise vb.

Bitişik yazıldığı zaman ekleşmiş bir fiil olarak ünlü uyumuna uyar: Yaparmış, geliyordum, yorgunsa.

Ünlü ile biten sözcüklere eklendiğinde baştaki ünlü yerini 'y' bırakır. Ayşe'ymiş, bankadaydı, okuldaysa, birinciymiş.

-de, da bağlacı ve -de/-da, -te/-ta bulunma hali eki

İlki bağlaç yani bir sözcük türünün üyesi, diğeri ise yalnızca bir ek.Tür olarak karıştırılmaları imkansız, kullanım olarak ise çok yaygın.

Bağlaç olan de, da daima ayrı yazılır ve te, ta biçimi yoktur. Elma da aldı, portakal da. Ayşe de geliyor. Hak da , adalet de benim, derdi.

Ek olan -de/-da, -te/-ta ise eklendiği sözcüğe bitişik yazılır ve dört biçimlidir: Elmada ve Portakalda kurt çıktı. Ayşe'de kitap var. Hakta ve adalette eşitlik ilkesi vardır.

Biraz dikkat ve özen gösterildiği takdirde karıştırılmaları pek de mümkün görünmeyen bu eşsesli morfemler için her durumda geçerli olmasa da büyük ölçüde ayırdedici olabilen bir ipucu da verilebilir.

Bağlaç olan de, da cümleden çıkarıldığı zaman, cümle yalnız bağlacın vermiş olduğu anlamı yitirmekte; -de/-da, -te/-ta eki çıkarıldığı zaman ise cümle tamamen bozulmaktadır. Bu kuralı yukarıda ek için verdiğimiz örneklere uygularsak (Elma ve portakal kurt çıktı. Ayşe kitap var. Hak ve adalet eşitlik ilkesi vardır.) cümle bozukluğunu rahatlıkla görebilirsiniz.

-ki bağlacı ve -ki aitlik eki

ki bağlacı ile -ki aitlik eki de birbirinden tamamen farklı morfemlerdir.

ki bağlacı daima ayrı yazılır (kalıplaşmış birkaç örnek istisnadır:belki, çünkü, halbuki, mademki, meğerki, oysaki, sanki). Bugün gelir mi ki?Öyle günler gördüm ki! Sen ki en sevdiğim dostumsun...

ki bağlacı çünkü bağlacında uyuma girmiştir.

ki aitlik eki ise bütün diğer ekler gibi geldiği sözcüğü bitişik yazılır ve ki bağlarından farklı olarak -kü biçimi artık yaygın biçimde kullanılmaktadır: Sabahki görüşme olumlu geçti. Dünkü yemek güzeldi. Fırındaki ekmekler pisti.


İle Sözü

İle sözü ayrı yazıldığı gibi bitişikte yazılabilir:

Ünlü ile biten bir sözcüğe ile sözünü getirdiğimiz zaman baştaki ünsüz düşer ve oraya bir y ünsüsü girer ve ekleşmiş olan ile ünlü uyumana uyar: baltayla, kapıyla, inciyle, keresteyle, sürüyle.

Üçüncü kişi iyelik ekinden sonra da ile sözü, sözcüğü tıpkı ünlü ile biten sözcüklerde olduğu gibi eklenir: kapısıyla, incisiyle, anahtarıyla, dolabıyla.

Ünsüzle biten bir sözcüğe eklenen ile ünlü uyumana girer: kapakla, kafayla, sütle, güzelle, oyunla.


Birleşik Sözcükler

Dilimizde yeni bir kavram karşılamak için yararlandığımız yollar-dan biri, kelime birleştirmesidir. Kelime birleştirmesi yoluyla kurulan sözlere birleşik kelime adı verilir. Birleşik kelimeler söz varlığımızda geniş bir yer tutar. Birleşik kelime terimi için bileşik kelime denilmesi yanlıştır.

Dilimizde belirtisiz isim tamlamaları, sıfat tamlamaları, isnat grupları, birleşik fiiller, ikilemeler, kısaltma grupları ve kalıplaşmış çe-kimli fiillerden oluşan ifadeler, yeni bir kavramı karşıladıkları zaman birleşik kelime olurlar: yer çekimi, hanımeli, ses bilgisi; beyaz peynir, açıkgöz, toplu iğne; eli açık, ayak yalın, günü birlik, sırtı pek; söz etmek, zikretmek, hasta olmak; gelebilmek, yazadurmak, alıvermek; çoluk çocuk, çıtçıt, ev bark; baş üstüne, günaydın; sağ ol, ateşkes, külbastı.

Görüldüğü gibi birleşik kelimeler bitişik de ayrı da yazılabilmektedir.


Bitişik Yazılan Birleşik Kelimeler (Bitişik Kelimeler)

Birleşik kelimeler, yazılış bakımından bitişik yazılanlar ve ayrı yazılanlar olmak üzere ikiye ayrılır. Bitişik yazılan birleşik kelimelere bitişik kelime adı verilir.

Birleşik kelimeler aşağıdaki durumlarda bitişik kelime olurlar ve bitişik yazılırlar.


1. Ses düşmesine uğrayan birleşik kelimeler bitişik yazılır: kaynana (

2. Dilimize Arapçadan girmiş azil (< azl), emir (< emr), hüküm (< hükm), kayıp (< gayb), keşif (< keşf), küfür (< küfr), nakil (< nakl) gibi birtakım kelimeler etmek, edilmek, olmak, olunmak, eylemek yardımcı fiilleriyle birleşirken asıllarına uyarak ikinci hecedeki ünlülerini düşürürler. Bu gibi kelimelerle yapılan birleşik fiiller bitişik yazılır: azletmek, azledilmek, emretmek, hükmetmek, hükmolunmak, kaybolmak, kaydedilmek, keşfetmek, keşfedilmek, küfretmek, nakletmek, neşretmek, neşrolunmak, sabretmek, seyretmek, şükreylemek, zikretmek (krş. Birleşik kelimeler B. 1; Alıntı kelimelerin yazılışı 1).


UYARI : Bu kelimeler ünlüyle başlayan bir yardımcı fiil veya ek almadıkları zaman azil, defin, emir, hüküm, kayıp, keşif, meyil, nakil, sabır, vecit, zeyil, zikir şeklinde söylenir ve yazılır.


UYARI : Söyleyişte tonlulaşma şeklinde ses değişmesine uğrayanlar ayrı yazılır: azat etmek, hamt etmek, derç etmek, iz'aç etmek, iktisap etmek, harp etmek. Bu örneklerde tonluluk söyleyişte belirtilir.


3. Dilimize Arapçadan girmiş af (< afv), his (< hiss), ret (< redd), zan (

4. İsim kısımları tek başına kullanılmayıp sadece etmek, olunmak yardımcı fiilleriyle kalıplaşan birleşik kelimeler bitişik yazılır:

ahzetmek, bahşetmek, bahşolunmak, hamletmek, hazfetmek, nez'etmek, rekzetmek, serdetmek.


5. Sonunda Arapçaya özgü gırtlak ünsüzü (ayın ve hemze) olan kelimeler etmek, olunmak fiilleriyle birleşik fiil kurduklarında bitişik yazılır: defetmek, hal'etmek (tahttan indirmek), katetmek, menetmek, menolunmak, tabetmek (bk. Alıntı kelimelerde kesmeli yazılış).


6. Vurgusu son heceye kaymış birleşik kelimeler bitişik yazılır:

açıkgöz, anaerkil, ataerkil, babayiğit, bastıbacak, boşboğaz, büyükbaş (hayvan), camgöz, cingöz, çınayaz, düztaban, elense, elverişli, günaydın, işveren, kafakol, Karagöz, karagöz (balığı), küçükbaş (hayvan), önayak (olmak), paragöz, pisboğaz, tepegöz, tıknefes.

Vurgusu son hecede bulunan ikilemeler de bitişik yazılır: cırcır (böceği), cızbız, civciv, çıtçıt, dırdır, fırfır, fısfıs, hımhım, hoşbeş, şıpşıp (bir tür terlik), yüzgöz (olmak).


7. Eş anlamlı ikilemelerde vurgu normal olarak ikinci hecededir. Vurgusu ilk heceye kayan ikilemeler bitişik yazılır:

darmadağın, darmadağınık, darmaduman, karmakarışık (krş. Birleşik kelimeler B. 7).


8. Kelimelerden biri veya ikisi, birleşme sırasında benzetme yoluyla anlam değişmesine uğrarsa bu tür birleşik kelimeler bitişik yazılır (krş. Birleşik Kelimeler B. 2),


a. Organ bildiren sözlerle kurulan bitki, hayvan, hastalık, alet, eşya, tarz ve yiyecek adları:

aslanağzı (bitki), aslankuyruğu (bitki), aslanpençesi (bitki), ayıkulağı (bitki), cinsaçı (bitki), civanperçemi (bitki), gelinparmağı (üzüm), geyikdili (bitki), horozgözü (bitki), horozibiği (bitki), itburnu (bitki), katırtırnağı (bitki), kazayağı (bitki), keçiboynuzıı (bitki), keçimemesi (üzüm), keçisakalı (bitki), kızkalbi (bitki), koyungöbeği (mantar), köpekayası (bitki), kurtbağrı (bitki), kuşburnu (bitki), sığırödü (bitki), tavşanbıyığı (bitki), turnagagası (bitki); açıkağız (bitki), akkııyruk (çay), alabaş (bitki), altınbaş (kavun), altıparmak (palamut), beşbıyık (muşmula), karabaldır (bitki), topbaş (bitki).

danaburnu (böcek), öküzburnu (kuş); akbaş (kuş), alabacak (at), beşparmak (deniz hayvanı), beşpençe (deniz hayvanı), çakırkanat (ördek), elmabaş (tepeli dalgıç), iribaş (kurbağa kurtçuğu), kababurun (balık), kamçıkuyruk (koyun), kamışkulak (at), karabaş, karagöz (balık), karakulak (hayvan; haberci), kepçeburun (yaban ördeği), kızılkanat (balık), sarıağız (balık), sarıgöz (balık), sarıkulak (balık), sarıkuyruk (balık), tokmakbaş (balık), uzunkuyruk (kuş), yeşilbaş, (ördek).


itdirseği (arpacık); delibaş (hastalık), karabacak (hastalık), karataban (hastalık).


balıkgözü (halka), deveboynu (boru), domuzayağı (çubuk), domuztırnağı (kanca), horozayağı (burgu), kargaburnu (alet), keçitırnağı (oyma kalemi), kedigözü (lamba), leylekgagası (alet), sıçankuyruğu (törpü); baltabaş (gemi), gagaburun (gemi), kancabaş (kayık).

ayıbacağı (yelken tarzı), balıksırtı (desen), civankaşı (nakış), eşeksırtı (çatı tarzı), kazkanadı (oyun), kırlangıçkuyruğu (işaret), koçboynuzu (işaret), köpekkuyruğu (spor), sıçandişi (dikiş).

dilberdudağı (tatlı), hanımgöbeği (tatlı), hanımparmağı (tatlı), kadınbudu (köfte), kadıngöbeği (tatlı), kargabeyni (yemek), kedidili (bisküvi), tavukgöğsü (tatlı), vezirparmağı (tatlı).


İlk öğesi organ adı olan şu örnekler de bitişik yazılır: bağrıkara (kuş), baldırıkara (bitki), baştankara (kuş), karnıkara (börülce), sırtıkara (balık), yanıkara (hastalık).


b. Eşya veya nesne bildiren sözlerle kurulan bitki, hayvan, tarz, yiyecek ve oyun adları:


acemborusu (bitki), çayırsedefi (bitki), çobançantası (bitki), çobandüdüğü (bitki), çobaniğnesi (bitki), çobantarağı (bitki), çobantuzluğu (bitki), gelinfeneri (bitki), güneyfeneri (bitki), katranköpüğü (mantar), keçisedefi (bitki), kuşekmeği (bitki), kuşyemi (bitki), kuzgunkılıcı (bitki), suibriği (bitki), suoku (bitki), suşeridi (bitki), ,şeytanarabası (uçuşan tohum), şeytanfeneri (bitki), şeytantersi (bitki), venüsçarığı (bitki), yılanyastığı (bitki).

sazkayası (balık), şeytaniğnesi (hayvan), yılaniğnesi (balık). balgümeci (dikiş), beşikörtüsü (çatı tarzı), turnageçidi (fırtına).

bülbülyuvası (tatlı), kuşlokumu (kurabiye).

beştaş (oyun), dokuztaş (oyun), üçtaş (oyun).

c. İnsana özgü isim ve sıfatlarla kurulan bitki, hayvan ve eşya adları:

adayavrusu (tekne), akşamsefası (bitki), camgüzeli (bitki), çadıruşağı (bitki), çayırgüzeli (bitki), çayırmelikesi (bitki), gecesefası (bitki), gündüzsefası (bitki), saksıgüzeli (çiçek), yalıçapkını (kuş); bozbakkal (kuş), bozyürük (yılan), karadul (örümcek), sarısabır (bitki).


ç. Benzetme yoluyla kurulan gök cisimleri:

Altıkardeş (yıldız kümesi), Arıkovanı (yıldız kümesi), Büyükayı (yıldız kümesi), Demirkazık (yıldız), Güneybalığı (yıldız), Küçükaslan (yıldız), Küçükayı (yıldız kümesi), Kervankıran (yıldız), Samanuğrusu (yıldız kümesi), Samanyolu (yıldız kümesi), Üçkardeş (yıldız kümesi), Yedikardeş (yıldız kümesi) (krş. Birleşik kelimeler B. 2. ğ).


d. İnsan isimleriyle kurulan bitki, hayvan ve yemek adları:

alinazik (kebap), ayşekadın (fasulye), hafızali (üzüm), havvaanaeli (bitki), karafatma (böcek), mezyemanaeldiueni (bitki).

9. -a, -e ve -t, -i, -u, -ü ekleriyle yapılmış tasvir fiilleri, yardımcı fiil anlam değişmesine uğradığı için bitişik yazılır:

düşünebilmek, yapabilmek; uyuyakalmak; gidedurmak, yazadurmak; çıkagelmek, olagelmek, süregelmek; düşeyazmak, öleyazmak; açıvermek, alıvermek, gelivermek, gülüvermek, uçuvermek.


Görmek yardımcı fiiliyle yapılan ve emir biçiminde kullanılan birleşik fiiller de bitişik yazılır: düşmeyegör, ölmeyegör.


Bilmek yardımcı fiiliyle yapılan ve kalıplaşmış olan alabildiğine kelimesi de bitişik yazılır.


10. Bir veya iki öğesi emir kipiyle kurulan kalıplaşmış birleşik kelimeler bitişik yazılır:

alaşağı (etmek), albeni, ateşkes; çalçene, çalyaka, dönbaba, gelberi, incitmebeni, rastgele, sallabaş, sallasırt, sıkboğaz, unutmabeni; çekyat, geçgeç, kaçgöç, kapkaç(çı), örtbas, seçal (selfservis), veryansın (etmek), yapboz (puzzle),yazboz.


11. -an/-en, -r/-ar/-er ve -maz/-mez ekleriyle kurulmuş sıfat-fiil gruplarından kalıplaşmış birleşik kelimeler gelenekleşmiş olarak bitişik yazılır:

ağaçkakan, ağrıkesen, ahmakıslatan, alaybozan, boğazkesen, böcekkapan, buzkıran, cankurtaran, çobanaldatan, çöpçatan, dalgakıran, dalkıran, dalkurutan, damardaraltan, damargenişleten, demirkapan, elöpen, etyaran, fındıkkıran, filizkıran, gelinboğan, gökdelen, günebakan, ordubozan, oyunbozan, saçkıran, yelkovan, yolgeçen, yolkesen;

akımtoplar, alkolölçer, altıpatlar, amperölçer, asitölçer, aynabahar, barışsever, basınçölçer, betonkarar, bilgisayar, bilgiyazar, çoksatar, dilsever, eğimölçer, füzeatar, gazölçer, özezer, özsever, pürüzalır, sanatsever, tekerçalar, uçaksavar, yurtsever;


baştanımaz, değerbilmez, etyemez, hacıyatmaz, kadirbilmez, karagasekmez, karıncaezmez, karınzcaincitmez, kuşkonmaz, külyutmaz, sugeçirmez, tanrıtanımaz, töretanımaz, varyemez, vurdumduymaz (krş. Birleşik kelimeler B. 3).


12. -dı (-di /-du / -dü, -tı / -ti /-tu /-tü) ekiyle kurulan kalıplaşmış birleşik kelimeler bitişik yazılır:

albastı, ciğerdeldi, çıtkırıldım, dalbastı, fırdöndü, gecekondu, gündöndü, günindi, hünkârbeğendi, imambayıldı, karyağdı, kaşbastı, kedibastı, kolbastı, külbastı, mirasyedi, papazkaçtı, serdengeçti, , şıpsevdi, toprakbastı, zıpçıktı; eltieltiyeküstü (desen).

13. Her iki öğesi de -dı (-di /-du /-dü, -tı /-ti /-tu /-tü) veya -r /-ar /-er eklerini almış ve kalıplaşmış bulunan birleşik kelimeler bitişik yazılır:

dedikodu, kaptıkaçtı, oldubitti, uçtuuçtu (oyun); biçerbağlar, biçerdöver, göçerkonar, kazaratar, konargöçer, okuryazar, uyurgezer, yanardöner, yüzergezer.

Aynı yapıda olan çakaralmaz kelimesi de bitişik yazılır.

14. Hayvan, bitki, organ ve çeşitli nesne adlarıyla kurulan ve içinde renklerden birinin adı veya renk sözü geçmeyen renk adları bitişik yazılır:

baklaçiçeği, balköpüğü, camgöbeği, devetüyü, fildişi, gülkurusu, güvercinboynu, güvercingöğsü, kazayağı, kavuniçi, kazboku, kızılşap, narçiçeği, ördekbaşı, ördekgagası, tavşanağzı, tavşankanı, turnagözü, vapurdumanı, vişneçürüğü, yavruağzı (krş. Birleşik kelimeler B. 4).

Örneklerden sonra renk sözü kullanılırsa bu söz ayrı yazılır:

devetüyü rengi, fildişi rengi, gülkurusu rengi.

15. Renk adlarıyla kurulan ve bitki veya hayvan türlerinden birini gösteren birleşik kelimeler bitişik yazılır:

akağaç, akçaağaç, akdarı, ahdiken, akkavak, ahmantar, aksöğüt, alacamenekşe, alaçam, karaağaç, karacaot, karaçalı, karadut, kızılağaç, sarıağaç, sarıçiçek; akbalık, akkefal, alabalık, sarıbalık; akdoğan, akkuş, alacabalıkçıl, alacakarga, alakarga, beyazsinek, bozayı, karakuş, karasinek.

16. Üst, üzeri sözlerinin sona getirilmesiyle yapılan birleşik kelimeler bitişik yazılır:

akşamüstü, akşamüzeri, ayaküstü, ayaküzeri, bayramüstü, gerçeküstü, ikindiüstü, olağanüstü, öğleüstü, öğleüzeri, sırtüstü, suçüstü, yüzüstü.

Somut olarak yer bildirmeyen alt sözüyle kurulan birleşik kelimeler de bitişik yazılır:

ayakaltı, bilinçaltı, gözaltı, şuuraltı (krş. Birleşik kelimeler B. 15).


17. İki veya daha çok kelimenin birleşmesinden oluşmuş kişi adları, soyadları ve lâkaplar bitişik yazılır:

Alper, Aydoğdu, Birol, Gülnihal, Gülseren, Gündoğdu, Şenol, Varol; Abasıyanık, Adıvar, Atatürk, Gökalp, Güntekin, İnönü, Karaosmanoğlu, Tanpınar, Yurdakul; Boynueğri Mehmet Paşa, Tepedelenli A1i Paşa, Yirmisekiz Çelebi Mehmet, Yediseki Hasan Paşa.


18. İki veya daha çok kelimeden oluşmuş Türkçe yer adları bitişik yazılır:

Çanakkale, Gümüşhane; Acıpayam, Pınarbaşı, Şebinkarahisar; Beşiktaş, Kabataş.

Şehir, kent, köy, mahalle, dağ, tepe, deniz, göl, ırmak, su vb. kelimelerle kurulmuş sıfat tamlaması ve belirtisiz isim tamlaması kalıbındaki yer adlarında birinci kelime tek başına söz konusu yer adını ifade edemiyorsa bu tür yer adları bitişik yazılır:

Akşehir, Eskişehir, Suşehri, Yenişehir; Atakent, Batıkent, Konutkent, Korukent, Çengelköy, Sarıyer, Yenimahalle; Karabağ, Karadağ, Uludağ; Kocatepe, Tınaztepe; Akdeniz, Karadeniz, Kızıldeniz; Acıgöl; Kızılırmak, Yeşilırmak; İncesıı, Karasu, Sansu, Akçay (krş. Birleşik kelimeler B. 9).


19. Şahıs adları ve unvanlarından oluşmuş mahalle, meydan, köy vb. yer ve kuruluş adlarındaki unvan grubu gelenekleşmiş olarak bitişik yazılır:

Abidinpaşa, Bayrampaşa, Davutpaşa, Kemalpaşa (ilçesi); Necatibey (Caddesi), Mustafabey (Caddesi), Gazi Osmanpaşa (Üniversitesi), Sultanahmet, Hacıbektaş, (bk. Birleşik kelimeler B. 10).


20. Ait olduğu dilde bitişik yazılan yabancı yer adları Türkçede de bitişik yazılır:

Düsseldorf, Fontainebleau, Nünberg, Neustadt, Schwarzwald (krş. Birleşik kelimeler B. 13).


Ait olduğu dilde, içinde çizgi bulunan yabancı yer adları Türkçede de çizgili olarak yazılır:

Ilede-France, Saint-Bernard, Saint-Gothard

21. Ara yönleri belirten kelimeler bitişik yazılır:

güneybatı, güneydoğu, kuzeybatı, kuzeydoğu.


22. Senet, çek vb. ticarî belgelerde geçen sayılar bitişik yazılır:

ikiyüzellialtımilyarbeşyüzyirmibeşmilyonyediyüzellibin lira (krş. Birleşik kelimeler 13. 17).

23. Bunlardan başka dilimizde her iki öğesi ile aslî anlamını koruduğu hâlde yaygın bir şekilde gelenekleşmiş olarak bitişik yazılan kelimeler de vardır.

a. Baş sözüyle oluşturulan sıfat tamlamaları:

başağırlık, başbakan, başbakan başeser, başfiyat, başhekim, başhemşire, başkahraman, başkarakter, başkent, başkomutan, başköşe, başmüfettiş, başöğretmen, başparmak, başpehlivan, başrol, başsavcı, başşehir, başyazar.


b. Bir topluluğun yöneticisi anlamındaki başı sözüyle oluşturulan belirtisiz isim tamlamaları:

ahçıbaşı, binbaşı, çarkçıbaşı, çeribaşı, elebaşı, mehterbaşı, onbaşı, ustabaşı, yüzbaşı.


c. Oğlu, oğulları, kızı sözleriyle oluşturulan belirtisiz isim tamlamaları:

Caferoğlu, Karaosmanoğlu, Topaloğlu, Orazbeykızı; Aydınoğulları, Candaroğulları, Osmanoğulları; çapanoğlu, dayıoğlu, eloğlu, halaoğlu, hinoğluhin.

ç. Ağa, bey, efendi, hanım, nine vb. sözlerle kurulan birleşik kelimeler:

ağababa, ağabey, beyefendi, efendibaba, hanımanne, hanımefendi, hacıağa, hanımnine, hıyarağalık, kadınnine, paşababa.

d. Dal sözüyle oluşturulan sıfat tamlamaları:

dalkavuk, dalkılıç, daltaban, daluyku.

e. Açıortay, adamkökü, adamotu, âdemotu, ağırbaşlı, ağırkanlı, ahududu, akarsu, akaryakıt, akciğer, akkor, aksakal, aktöre, akyuvar, alyuvar, anamal, anaokulu, anapara, anayasa,, anneanne, atardamar, atarkanal, atasözü, aybaşı, ayçiçeği, ayçöreği, babaanne, basmakalıp, başıboş, başıbozuk, başıkabak, başörtü, başvurmak, beşibiryerde, bilirkişi, bindallı, birdenbire, birdirbir, birtakım, bozkır, bozkurt, bugün, buzdolabı, çeşitkenar, çiftetelli, delikanlı, demirbaş, denizaltı, denizaşırı, derebeyi, derebeylik, dereotu, dışbükey, dikdörtgen, dipnot, doludizgin, dolunay, dörtkenar, dörtnal, dörtnala, düzayak, ebekuşağı, ebemkuşağı, enikonu, erbaş, eşkenar, gelişigüzel, giderayak, gökyüzü, gözyaşı, günaşırı, güvenoyu, halkoyu, hayhay, içbükey, içgüdü, içtepi, içyağı, ikizkenar, ilkbahar, ilkokul, ilköğrenim, ilköğretim, ilkyaz, ipucu, kabataslak, kahverengi, kamuoyu, karaciğer, karekök, kartopu, kasımpatı, kenarortay, kelaynak, kongövde, külhanbeyi, külhanbeylik, külkedisi, milletvekili, murdarilik, omurilik, ortaokul, öngörmek, öngörü, önsezi, öteberi, özdeyiş, paralelkenar, pekâla, pekiyi, sacayağı, saçayak, sadeyağ, sağduyu, sağyağ, semizotu, serinkanlı, sıcakkanlı, sıkıyönetim, sıradağ, sıradağlar, sivrisinek, soğukkanlı, sonbahar, soyadı, sütana, sütanne, sütbaba, sütkardeş, sütnine, sütoğul, takımada, takımyıldız, tekdüze, tepetakla, tepetaklak, tereyağı, tıpkıbasım, tıpkıçekim, toplardamar, topyekûn, tozpembe, varoluş, varsayım, vazgeçmek, yanardağ, yarıçap, yarımada,, yarıyıl, yavrukurt, yerküre, yeryüzü, yılbaşı, yöneylem, yüznumara, yüzyıl, zeytinyağı kelime ve deyimleri de gelenekleşmiş ve yaygınlaşmış olarak bitişik yazılır.

f. Biraz, birazı, birkaç, birkaçı, birtakım, birçok, birçoğu, hiçbir, hiçbiri, herhangi belirsizlik sıfat ve zamirleri de gelenekleşmiş olarak bitişik yazılır.


24. Hane kelimesiyle Farsça kurala göre oluşturulan birleşik kelimeler bitişik yazılır:

çayhane, dershane, eczahane, hastahane, kahvehane, pastahane, postahane, süthane, yatakhane, yazıhane, yemekhane (bk. Ünsüz düşmesi).

UYARI : Dershane, eczahane, hastahane, pastahane, postahane gibi sözlerde hane kelimesindeki h'nin yazılmaması doğru değildir.

25. Perver ve perest kelimeleriyle Farsça kurala göre oluşturulan birleşik kelimeler bitişik yazılır:

hamiyetperver, hürriyetperver, misafirperver, vatanperver; ateşperest, hayalperest, menfaatperest.

26. Zade kelimesiyle Farsça kurala göre oluşturulan birleşik kelimeler bitişik yazılır:

Recaîzade, Resülzade, Sami Paşazade, Sümbülzade, Vahapzade; amcazade, dayızade, teyzezade.

27. Name kelimesiyle Farsça kurala göre oluşturulan birleşik kelimeler bitişik yazılır:

beyanname, davetname, kanunname, pendname, seyahatname, siyasetname; Battalname, Oğuzname.

28. Farsça kurala güre oluşturulan isim ve sıfat tamlamaları ile kalıplaşmış diğer ibareler bitişik yazılır:

cürmümeşhut, darülâceze, ehlibeyt, ehlisalip, ehlivukuf, ehvenişer, erkânıharp, fecrisadık, gayriahlâkî, gayriciddî, gayrünsanî, gayrikabil, gayrimenkul, gayrimeşru, gayrinmuntazam, gayrimüslim, gayrisafi, gayrisıhhî; asgarımüşterek, hüsnühat, hüsnükabul, hüsnükuruntu, hüsnüniyet, suiistimal, suikast, suiniyet; hamdüsena, hercümerç, meddücezir, methüsena, tarumar; âlemşümul, âlicenap, gülfidan, mevlithan, sahipkıran; anbean, keşmekeş, özbeöz, yüzbeyüz; pürhiddet, pürmelâl.


29. Arapça kurala güre oluşturulan tamlamalar ve kalıplaşmış diğer ibareler bitişik yazılır:

aliyyülâlâ, ceffelkalem, darülâceze, darülfünun, daüssıla, fevkalâde, fevkalbeşer, hayrülhalef, hıfzısıhha, hüvelbaki, şeyhülislam, tahtelbahir, tahteşşuur; aleykümselâm, Allahüâlem, bismillah, fenafillâh, fisebilillâh, hafazanallah, inşallah, maşallah, mintarafillâh,velhâsıl, velhâsılıkelâm.


30. Müzikte kullanılan makam adları bitişik yazılır: acembuselik, hisarbuselik, muhayyerkürdî.


Ancak bir sıfatla oluşturulan usul adlarında sıfat ayrı yazılır: ağır aksak, yürük aksak, yürük semaî.


31. Kanunda bitişik geçen veya bitişik olarak tescil ettirilmiş olan kuruluş adları bitişik yazılır:

İçişleri., Dışişleri, Genelkurmay, Yükseköğretim (krş. Birleşik kelimeler B. 19).

_______________________________________________________

 

 

***Bugüne kadarki imlâ kılavuzlarında yer alan; ancak, birleşik kelimeler konusuna girmeyen pekiştirmeli sıfatların da bitişik yazılması gerektiği unutulmamalıdır: apaçık, apak, büsbütün, çepçevre, çepeçevre, çırçıplak, çırılçıplak, dümdüz, düpedüz, gömgök, güpegündüz, kapkara, kupkuru, paramparça, sapsağlam, sapasağlam, sapsarı, sırsıklam, sırılsıklam, sipsivri, yemyeşil.

Yabancı dillerden geçen ön ek veya edatlar bitişik yazılır:

alelhusus, alelâcele, biçare, bilâistisna, bililtizam, bilvesile, bîvefa, ilelebet, lâdinî, lâkayt, naçar, namağlup, namevcut, namüsait, namütenahi; devalüasyon, konfederasyon, koordinasyon, Panislâmizm, Panturanizm, Pantürkizm, reorganizasyon, reprodüksiyon, sürrealizm. Oto, tele, matik öğeleriyle kurulan alıntılar da bitişik yazılır: otobiyografi, otokritik, telekart, telekız, telekonferans, bankamatik.

Arapça ve Farsça kelimelerle veya bu dillerin kurallarıyla oluşturulmuş tamlamalar ve kalıplaşmış ibareler, eski metinlerin yayımında ve alıntılarda bilimsel yöntemlere uyularak yazılabilir: ehl-i vukuf, ehven-i şer; darü'l-aceze, tahte'ş-şu'ur; hamiyyet-perver, hayal-perest, sahip-kıran, Hurşid-name, Recaî-zade; bî-uefa, lâ-dinî, na-mütenahî, bilâ-vasıta

 

KAYNAKLAR:
http://tr.wikibooks.org

http://www.turkcebilgi.com


NOKTALAMA İŞARETLERİ

1) Tarih ve saat yazarken araya yalnızca nokta koyulur.
23.12.2002 20.00 (“:” işareti olmamasına dikkat)
23 Aralık 2002

2) Deyimleşen bazı kısaltmalarda harfler arasında nokta kullanılmaz. (Bunlar günlük dilde neredeyse kısaltma yerine normal bir isim gibi kullanılıyorlar.)
TBMM, DSİ, TEK

3) Tamamı büyük harfle yazılan kısaltmalara ek gelirken okunuş esas alınır. Küçük harfle yazılanlar için ise kısaltmanın açılımı esas alınmalıdır.
TEK’in
DSİ’nin
ASELSAN’ın
kg.ın
cm.nin

4) Kabul ve ret sözlerinden sonra virgül kullanılır.
Hayır, bugün kimse gelmedi.
Tabi, bugün geldi.

5) Hitaplardan sonra virgül kullanılır.
Arkadaşlar, dilini bilmeyen bir millet yok olmaya mahkumdur!
Sevgili arkadaşım, ...

6) Ara sözler iki virgül ya da iki tire arasına alınır. Her iki işaret de kendinden önceki kelimeyle birleştirilir.
Kardeşim, İstanbul Üniversitesine giden, çok zekidir.
Kardeşim- İstanbul Üniversitesine giden- çok zekidir.

7) “Ve”, “Veya” öncesinde virgül ya da başka bir işaret olmaz.

8) İkilemelerden önce virgül ya da başka bir işaret olmaz.

9) “vb.”, “vs.” öncesinde virgül olmaz.

10) Virgülle ayrılmış bölümler içeren farklı grupları ayırmak için noktalı virgül kullanılır.
Gel dersin, gelmez; git dersin, gitmez.
At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.
Sabahtan beri bekliyorum; ne gelen var, ne giden.

11) Açıklama yaparken iki nokta üst üste işareti kullanılır.

12) İki nokta üst üste işaretinden sonra örnekler sıralanıyorsa küçük harfle, cümle yazılıyorsa büyük harfle başlanır.

13) Maddeler sayıldıktan sonra üç nokta kullanılır.

14) Alıntılarda üç nokta kullanılır.

15) Eksiltili cümlelerde üç nokta kullanılır.
O kadar sevinçliydim ki...

16) Yazılması uygun düşmeyen şeyler olduğunda üç nokta kullanılır.
Küfrederek ... dedi!

17) Soru işareti yalnızca gerçekten soru anlamı olan cümlelerde kullanılır.
Adınız?
Adam sordu: Adınız?
Okula geldi mi, gelmedi mi hatırlamıyorum.

18) Şüphe ifadesini belirtmek için parantez içinde soru işareti kullanılır.
Hayırlı(?) evlat.

19) Alay ifadesini belirtmek için parantez içinde ünlem kullanılır.
Çok zekidir(!) kendileri.

20) Adres bilgilerinde il ve ilçeyi ayırmak için bölü işareti kullanılır.
Beykoz / İSTANBUL

21) Doğum ve ölüm tarihlerini belirtmek için parantez kullanılır.
Yunus Emre (1240?-1320)

 

TIRNAK İŞARETİNİN KULLANIMI

 

Tırnak içindeki ifade ayrı bir cümle imiş gibi yazılır:
Bana “Bugün okula gelmeyeceğim.” dedi.

Eser adları tırnak içinde yazılır:
”Çalıkuşu”nun tasvirleri.

Vurgulama için de tırnak kullanılabilir:
Bugünkü “ekonomi”nin sorunları ..

Çift tırmak içinde iken gerekli hallerde çift tırnak yerine tek tırnak kullanılır.

KESME İŞARETİNİN KULLANIMI

Kısaltma ekleri kesmeyle ayrılır.
TBMM’nin
TEDAŞ’ın
TDK’dan

Kısaltmalar nokta ile bitiyorsa kesme kullanılmaz.
Alm.nın
İst.un
İng.nin
vb.leri

Yabancı özel isimlere gelen yapım ekleri kesmeyle ayrılır.
Bordaux’lu

Özel isimlere gelen ünvanlardan sonra kesme kullanılmaz.
Ayşe Hanımın
Recep Dayıdan
Hasan Bey'in (Kafadaki beyin değil tabii. Bu tür şüpheli durumlar olduğunda, şüpheyi gidermek için kesme işareti kullanılabilir diye düşünüyorum. Harflerin üzerinde yalnızca gerekli hallerde düzeltme işareti (^) kullanılması gibi.)

Kurum ve kuruluş adları açık halleriyle yazılırken kesme kullanılmaz.
Marmara Üniversitesinin
Türk Dil Kurumunda

Bazı çoğul ekleri kesmeyle ayrılmaz.
Türkçenin kökeni 10 bin yıl öncesine dayanır.
Ahmetlere gidiyoruz.

Türemiş özel isimlere gelen ekler kesme ile ayrılmaz.
Türkçenin
İngiliz’in
İngilizcenin

Düşen sesler için kesme işareti kullanılır.
Karac’oğlan
N’oldu?
N’apıyorsun?

Bazı eski kelimelerle birlikte kesme işareti kullanılır. Bu kelimeler kesme ile birlikte kalıplaşmıştır. Kur’an gibi.
kat’î
cüz’î
kıt’a
neş’e (zamanla değişip “neşe” oldu.)
san’at (zamanla değişip “sanat” oldu.)

Sonu uzatılan bazı kelimelerde kesme kullanılmaz.bayi bayii bayisi
cami camii camisi
sanayi sanayii sanayisi

 

DÜZELTME  İŞARETİNİN KULLANIMI

 

Düzeltme işareti (^) yalnızca anlamdaki belirsizliği ortadan kaldırmak gerektiği durumlarda kullanılır.

“Neden hala gelmediler?” cümlesinde “hala”nın babanın kız kardeşi olan akrabayı ifade etmediği açıktır. Bu durumda “şimdiye kadar” anlamına gelen “hâlâ” için “a” harflerinin üzerinde düzeltme işaretlerini kullanmaya gerek yoktur. Zira okuyucu burada şüpheye düşmez.

“Hala hâlâ gelmedi.”
Bu işe vâkıf oldu.

Nispet i’leri genelde düzeltme işaretiyle, "î" şeklinde yazılır.
iktisadî
askerî
ilmî
resmî
cüz’î

Aynı yapıya uymasına rağmen diğer kullanımının karşılığı olmadığı için “reklam”daki a düzeltme işaretli değildir.

reklâm  =>  reklam

(Harflerin üzerindeki bu tür işaretleri bilgisayarda yazabilmek için, önce Alt Gr (veya bazı harfler için Üst Karakter - shift) tuşu basılı iken, düzeltme işaretinin bulunduğu tuşa basın, sonra elinizi tuşlardan çekip ilgili harfi yazın. "î" için önce [ÜstKrkt  ^ ], sonra "i". "ã" için önce [Alt Gr  ~ ], sonra "A" gibi...)
 

PRATİK EDEBİYAT BİLGİLERİ

1.       Sagu-ağıt
-mersiye konu yönüyle ortaktır. Mersiye ölçü yönünden farklıdır.
2.       Koşuk, sagu ve destan İslamiyet öncesi dönem
de, dörtlükler biçiminde, hece ölçüsüyle ve     genellikle yarım uyak kullanılarak söylenmiştir.
3.       Yapay destanlar
, doğal destan sürecinden geçmeyen yazarı bilinen destanlardır.
4.       Orhun (Göktürk) Yazıtları 8.yy. da Orhun Irmağı kıyısında dikilen, yazılı edebiyatımızın ilk ürünleridir.
5.       Kutadgu Bilig, siyasetname olup, Yusuf Has Hacib
 tarafından yazılan, didaktik özellikler taşıyan alegorik bir eserdir.
6.       Atabetü’l-Hakayık (Edip Ahmet), Divan-ı Hikmet (Ahmet Yesevi) tasavvuf
î eserlerdir.
7.       Dede Korkut Hikayeleri, Oğuzların savaşlarını anlatan, destan devrinden halk hikayeciliğine geçişin ürünü olan, on iki hikayeden oluşan anonim ürünler
dir.
8.       Mevlana
, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli 13.yy. da yaşayıp insanlık sevgisini anlatan tasavvufçulardır.
9.       Risaletü’n-Nushiye (Yunus Emre), Divan-ı Kebir (Mevlana), Makalat (Hacı Bektaş-ı Veli) tasavvufu anlatan eserlerdir.
10.   İlahi (nefes-deme), şathiye, nutuk, devriye tasavvuf şiiri
nin dörtlükle oluşan türleridir.
11.   Koşma, semai, varsağı, destan aşık edebiyatı
 ürünleridir. Dörtlüklerle ve hece ölçüsüyle yazılırlar. Koşma, işlediği konulara göre koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt dörde ayrılır.
12.   Kaygusuz Abdal ve Pir Sultan Abdal 
tasavvufu farklı yorumlayan kişilerdir.
13.   Karacaoğlan, Emrah, Aşık Veysel güzelleme; Dadaloğlu, Köroğlu 
koçaklama türünde eserler vermişlerdir.
14.   Seyranî (kişsel), Dertli (toplumsal) taşlama örnekleri vermişlerdir.
15.   Mani, “aaxa” uyak düzeninde, 7’li hece ölçüsü ve tek dörtlük oluşu nedeniyle anonim edebiyatın en yaygın nazım biçimidir. Divan şiiri
ndeki rubai ve tuyuğla ortak özelliklere sahiptir.
16.   Olağanüstülük, kahramanlarının soylu kişilerinden oluşması, abartılı anlatım destanla masal
ın ortak özellikleridir. Destan milli, masal çoğunlukla evrenseldir. Destan konusunu tarihi bir gerçekten alır, masal tamamıyla hayal ürünüdür.
17.   Gazel 5-15, kaside 33-99 beyit ve “aa xa xa xa…” uyak düzeniyle, mesnevi ise beyit
 sayısında sınırlama olmaksızın “aa bb cc dd …” uyak düzeniyle yazılır.
18.   Şarkı ve tuyuğ Türk edebiyatına özgü nazım şekilleridir.
19.   Rubai, tuyuğ, murabba dörtlüklerle oluşturulan divan şiir
i nazım türleridir.
20.   Felsefî ve dinî konuların işlendiği “terkib-i bend” de vasıta beyiti devamlı değişir. “Terci-i bend”de vasıta beyiti aynı kalır.
21.   Gazel ve kasidede ilk beyite matla, son beyite makta, şairin adının geçtiği beyite mahlas beyiti veya taç beyit denir.
22.   Dize sonlarındaki uyaktan başka şiirin ortasında da uyak bulunursa buna musammat gazel veya musammat kaside denir.
23.   Münacat, naat, h,c,v divan şiirinde şiirin konularına göre aldığı isimler
dir.
24.   Divan edebiyatı
nda şairler hakkında bilgi veren eserlere tezkire, halk edebiyatında cönk adı verilir.
25.   Mecalisi’n-Nafais (Ali Şir Nevai
) ilk şairler tezkiresidir.
26.   Harname (Şeyhi), 15.yy.da yazılmış hiciv türünde bir mesnevidir.
27.   Şikayetname, Fuzuli’nin maaşını alamadığı için yazdığı mektup türü
ndeki eseridir.
28.   Nefi
, 17.yy.da hiciv örneği “Siham-ı Kaza”; nabi, aynı yüzyılda yazdığı, didaktik eser olan “Hayriyye” ile tanınır.
29.   Nedim
 ve Şeyh Galib hece ile de yazan divan şairleridir.
30.   Katip Çelebi “Cihannüma” (coğrafya), Keşfü’z-Zünun; Evliya Çelebi, Seyahatnme; Naima, “Naima Tarihi” adlı eserleri yazan Divan edebiyatı
nın nesir ustalarıdır.
31.   Takvim-i Vakayi (ilk resmî gazete), Ceride-i Havadis (ilk yarı resmî gazete), Tercüman-ı Ahval (ilk özel gazete), Şair Evlenmesi-şinasi (İlk tiyatro), Telemak-Yusuf kamil Paşa (ilk çeviri roman ), Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat-Şemsettin Sami (ilk yerli roman), İntibah-Namık Kemal (ilk edebi roman),Cezmi-Namık Kemal (ilk tarihi roman), Araba Sevdası-Recaizade Mahmud Ekrem (ilk realist roman), Karabibik-Nabizade Nazım (köy konulu ilk eser), letaif-i Rivayet-Ahmet Mithat (ilk öykü),Eylül-Mehmet Rauf (ilk psikolojik roman), Mai ve Siyah-Halit Ziya Uşaklıgil
 ( Batılı anlamda ilk realist roman).
32.   Tanzimat romanı
nda yanlış batılılaşma ve cariyelik en yaygın konulardır.
33.   Tanzimat şiirinde divan şiiri biçimleri kullanılmış, içerik değişmiştir.
34.   Namık Kemal hem tiyatro
 hem roman yazmış; ancak onu asıl tanıtan vatan temalı şiirleridir.
35.   Tahrib-i Harabat ve Takib, Namık Kemal’in Ziya Paşa 
için yazdığı eleştirilerdir.
36.   Ahmet Vefik Paşa, Moliere’den Cimri, Hastalık
 Hastası, Kibarlık Budalası gibi tiyatroları çevirmiştir.
37.   Ahmet Mithat Efendi’nin halka okuma zevkini aşılama düşüncesini Hüseyin Rahmi ve Halide Edep
 de sürdürmüştür.
38.   Edebiyatımızın ünlü sözlükleri; Divan-ü Lugati’t-Türk, Muhakemetü’l-Lugateyn
, Lehçe-i Osman ve Kamus-ı Türkî’dir.
39.   Tanzimat edebiyatı ikinci döneminde “sanat sanat için” anlayışına dönülerek, Servet-i Fünun edebiyatı
na hazırlık yapılır.
40.   R. Mahmut Ekrem “Güzel olan her şey şiire girebilir.” diyerek Muallim Naci 
ile kafiye tartışmasını başlatır.
41.   A. Hamit Tarhan, Namık Kemal’in tiyatro anlayışının tersini savunur. Tiyatro tekniği iyi olmadığı için yazdığı tiyatrolar sahnelenemez.
42.   Edebiyatımızda ölüm temasıyla meşhur şairler; Abdülhak Hamit, Cahit Sıtkı, Yahya Kemal
’dir.
43.   Servet-i Fünuncular beyit anlayışını kırarak nazımı nesre yaklaştırırlar.
44.   Servet-i Fünun’da romanlar realizm ve natüralizmden; şiirler ise sembolizm ve parnasizmden etkilenir.
45.     Servet-i Fünun romanı, çevre olarak İstanbul’u, karakter olarak aydınları seçer.
46.   Tevfik Fikret
, sanatının ikinci döneminde sanatı toplumun hizmetine sunar, hece ölçüsüyle yazdığı şiir kitabının ismi Şermin’dir.
47.   “Sis”, Tevfik Fikret’in İstanbul’a hakaretlerle dolu şiiridir.
48.   Cenab Şahabettin, parnasizm ve sembolizmden etkilenmiş, bir şiirde birden çok aruz kalıbı
kullanmıştır.
49.   H. Ziya Uşaklıgil, Balzac, Stendhal, flaubert gibi realist yazarlardan etkilenmiş; Batılı anlamda ilk realist roman Mai ve Siyah
’ı yazmıştır.
50.   H. Ziya’nın anı türü
ndeki eserleri Kırk Yıl, Saray ve Ötesi’dir.
51.   Hüseyin Cahit Yalçın, “Edebiyat ve Hukuk” adlı makale
siyle Servet-i Fünun dergisinin kapanmasına neden olmuştur.
52.   Sürgüne gönderilen başlıca sanatçılar; Namık Kemal, H. Cahit Yalçın, Süleyman Nazif, Ziya Gökalp, şair Eşref, Refik Halit Karay
’dır.
53.   Süleyman Nazif ve Ahmet Hikmet Müftüoğlu dil yönüyle –sırasıyla- Tanzimat ve Milli Edebiyat
a bağlıdırlar.
54.   Şık, Şıpsevdi, Mürebbiye, Metres, Kaynanam Nasıl Kudurdu Hüseyin Rahmi Gürpınar
’ın romanlarıdır.
55.   Ahmet Rasim, İstanbul’un günlük
 yaşantısını sade bir dille anlatan bağımsız yazarlardandır.
56.   Fecr-i Ati
, Servet-i Fünun’u eleştirmesine rağmen onun “Sanat kişiseldir.” anlayışını devam ettirmiştir.
57.   Milli Edebiyat, “Genç Kalemler” dergisinde yayımlanan “Yeni Lisan” adlı makale
yle 1911 yılında başlar.
58.   Milli Edebiyat bir yönüyle halk edebiyatı
na dönüşür.
59.   Ömer Seyfettin, mili ve tarihî konulu öyküler
iyle tanınan yazardır.
60.   Edebiyatımızdaki ünlü öykücüler; H. Cahit Yalçın, Ömer Seyfettin, Memduh Şevket Esendal,Sait Faik Abasıyanık, Haldun Taner
’dir.
61.   Ziya Gökalp, Türkçülüğün felsefesini yapmış, Milli Edebiyata düşünce yönüyle katkıda bulunmuştur.
62.   Kızıl Elma, Yeni Hayat, Altın Işık Ziya Gökalp’in şiir kitaplarıdır.
63.   Özel isimle anılan şairler; Sultanü’ş-Şuara (Şairler Sultanı)-Baki, Vatan Şairi- Namık Kemal, Şairi-i Azam-Abdülhak Hamit Tarhan, Bayrak Şairi-Arif Nihat Asya, Türk Şairi-Mehmet Emin Yurdakul

64.   Türk edebiyatının tarihini bilimsel açıdan işleyen Mehmet Fuat Köprülü
dür.
65.   Edebiyat tarihi yazarları; M. Fuat Köprülü, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ali Canip Yöntem’dir.
66.   Halide Edip Adıvar, İngiliz edebiyatından etkilenir. Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye ( Kuruluş Şavaşı’nı işler); Sinekli Bakkal, Tatarcık (toplumsal konuları işler), Mor Salkımlı Sokak (hatıra
) bazı eserleridir.
67.   Y. Kadri Karaosmanoğlu, Tanzimat’la Atatürk Türkiye’si arasındaki dönem ve kuşakların geçirdiği sosyal değişiklikleri ve bunalımları işler. Tezli roman türünün ustasıdır. Kiralı Konak ( kuşak çatısması), Sodom ve Gomore (işgal altındaki İstanbul’un olumsuz yanları), Yaban (Kurtuluş Savaşı ve köylü aydın uçurumunu işler), Ankara
 ( Cumhuriyet’ten sonraki Ankara’nın üç dönemi) Nur Baba ( Bektaşi tekkeleri) belli başlı eserleridir.
68.   Reşat Nuri Güntekin
’in romanlarında yoğun bir Anadolu atmosferi vardır. Dili sade, karakterleri halktandır.
69.   Refik Halit Karay, sürgünde yazdığı Anadolu konulu eserleriyle tanınır. Sürgün, Yezidin Kızı, Bugünün Saraylısı (roman), Kirpinin Dedikleri, Memleket Hikayeleri, Gurbet Hikayeleri
 bazı eserleridir.
70.   Beş Hececiler Milli Edebiyatın devamı sayılır. Faruk Nafiz Çamlıbel, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy
, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç bu akımın şairleridir.
71.   Faruk nafiz Çamlıbel
, aruzla da yazmıştır. Çoban Çeşmesi, Han Duvarları adlı şiirleri ünlüdür.
72.   Mehmet Akif Ersoy
 lirik-didaktik özellikteki şiirleriyle tanınır. Manzum hikayecilikte ustadır. Safahat (yedi bölüm) ünlü eseridir.
73.   Ahmet Haşim sembolist şairdir. Şeiirlerinde anlam kapalı, düzyazılarında dili yalındır. Bütün şiirlerini aruzla yazmış, Fecr-i Ati’den sonra bağımsız olarak sanat anlayışını devam ettirmiştir. Bazı eserleri; Piraye, Göl Saatleri, Gurabhane-i Laklakan…
74.   Yahya Kemal Beyatlı divan şiirine yeni yorum getirmiş, eski nazım biçimleriyle Batılı şiirler yazmıştır. Şiirlerinde sonsuzluğa erişme düşüncesi vardır. “Ok” şiirinin dışındaki bütün şiirlerini aruzla yazmıştır. Eserleri; Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgarıyla, Aziz İstanbul…
75.   Yedi Meşaleciler, Beş Hececileri duygusallıkla suçlamışlar; ancak kendileri de sembolizmden etkilenmişlerdir. Z. Osman Saba, Yaşar Nabi, Muammer Lütfi Bahşi, Vasfi Mahir Kocatürk, Sabri Esat Siyavuşgil
, Cevdet Kudret Solok, Kenan Hulisi Koray sanatçılarıdır.
76.   Garip Akımı (I. Yeniciler) sanatsal anlatımdan, ölçü ve uyaktan kaçınmış sıradan insanların hayatlarını işlemiştir.
77.   II. Yeniciler, I. Yeni Hareketine tepki olarak ortaya çıkmışlardır. Şiirde anlam kapalılığı savunmuşlar ve sürrealizmden etkilenmişlerdir. İlhan Berk,
 Cemal Süreyya, Edip Cansever, Ece Ayhan bazı temsilcileridir.
78.   Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal’in öğrencisidir. Şiirlerinde bilinçaltı, rüya ve zaman kavramı baskındır. Geçmişe özlem eserlerinin başlıca temasıdır. Huzur
, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Beş Şehir bazı eserleridir.
79.   Ahmet Kutsi Tecer
, Anadolu motiflerini işler. Dergah ve Milli Mecmua’da eserleri yayınlanır. Koçyiğit Köroğlu, Köşebaşı bazı eserleridir.
80.   Ahmet Muhip Dıranas
, Fahriye Abla adlı şiiriyle meşhurdur.
81.   Cahit Sıtkı Tarancı, ölüm, yalnızlık konularını işler. En çok bilinen şiirlerinden biri Otuz Beş Yaş’tır.
82.   Fazıl Hüsnü Dağlarca
’nın en ünlü eserlerinden biri “Üç Şehitler Destanı”dır. Eser yapay bir destandır.
83.   Cahit Külebi: Birçok şiirinde noktalama işareti yoktur.  Çocuk şiirleriyle tanınır. “Türk Mavisi” eserlerinden bir tanesidir.
84.   Nurullah Ataç
: Deneme ve eleştirileriyle anılır.Devrik cümle anlayışını başarıyla uygulamıştır. “Günlerin getirdiği, Karalama Defteri” bazı eserleridir.
85.   Gezi Yazısı Yazanlar: Evliya Çelebi (Seyahatname), Ahmet Haşim (Frankfurt Seyahatnamesi),Falih Rıfkı Atay
 (Yolcu Defteri), Cenap Şahabettin ( Hac Yolunda)…
86.   Psikolojik roman: Zehra (Nabizade Nazım), Eylül (Mehmet Rauf), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
(Peyami Safa)
87.   Sait faik Abasıyanık
: Öykülerinde Adalar’ı, İstanbul’u ve sıradan insanı işler. Durum hikayecisidir. Semaver, Sarnıç, Son Kuşlar bazı eserleridir.
88.   Necip Fazıl Kısakürek
: metafizik problemleri hecenin gücüyle çok güzel anlatır. Şiir dışında tiyatro, öykü, araştırma gibi alanlarda da eserler vermiştir. Çile, Bir Adam Yaratmak bazı eserleridir.
89.   Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı
): Balıkçıları ve denizi işler. Bodrum’un antik çağlarındaki ismini mahlas olarak kullanır.
90.   Kemal Tahir: Roman ve hikayelerinin konusunu sistemin aksayan yönlerinden alır. Bozkırdaki Çiçek, Devlet Ana
, Karılar Koğuşu, Esir Şehrin İnsanları bazı eserleridir.
91.   Bedri Rahmi Eyüboğlu; şair ve yazarlık dışında ressamdır. Karadut
, Canım Anadolu bazı eserleridir.
92.   Tarık Buğra: istiklal Savaşı’nın bilinmeyen yönlerine yeni yorumlar getirdi. Küçük Ağa
, Osmancık, Siyah Kehribar, yarın Diye Bir Şey Yok bazı eserleridir.
93.   Yaşar Kemal: Çukurova ve Toroslardaki efsanelere dayalı, toprak kavgalarını işleyen roman vehikayeler
 yazmıştır. İnce Memed, Orta Direk, Sarı Sıcak, Teneke bazı eserleridir.
94.   Orhan Kemal
: Köyden kente göç ve bu göçün son uçlarını işler. 72. Koğuş, Hanımın Çitliği bazı eserleridir.
95.   Necati Cumalı
: Ege Bölgesi’ndeki köylüyü işler. Tütün Zamanı, Boş Beşik, Susuz Yaz bazı eserleridir.
96.   Cemil Meriç: Makale, deneme, eleştiri
 ustasıdır. Bu Ülke,Umrandan Uygarlığa, Kırk Ambar bazı eserleridir.
97.   Cengiz Aytmatov: Kırgız yazardır. Cemile, Gün Olur Asra Bedel, Selvi Boylum Al Yazmalım bazı eserleridir.
98.   Klasisizm, akıl ve sağduyuya önem verir. Latin ve Yunan kaynaklarına yönelen kuralcı, yüksek zümre edebiyatıdır. Moliere, Racine, La Fontaine klasik yazarlardandır.
99.   Romantizm, Klasisizm’e tepkidir. Kuralcılığı reddederek ulusal konulara yönelir. Zıtlıklar, ak-kara çatışması ve özellikle duygusallık ön plandadır. Victor Hugo
, Goethe bazı yazarlarıdır.
100. Realizm, Romantizm’e tepkidir. Gerçekler gözleme dayalı olarak anlatılır. Balzac, Stendhal, Flaubert, Tolstoy, Dostoyevski ünlü temsilcileridir.
101. Parnasizm, realizm’in şiire yansımasıdır. Sözcüklerle manzara çizilir.
102. Sembolizm, kapalı şiir anlayışını savunan edebi akımdır.
103. Natüralizm: Aşırı gerçekçiliktir. Olayların ortaya çıkışı neden sonuç ilişkisi deneylenerek anlatılır.
104. Edebi akımlar
ın sıralanışı: Klasisizm, Romantizm, Realizm, Natüralizm(roman akımları); Parnasizm, Sembolizm, Sürrealizm (şiir akımları)
105. Dünya edebiyatının tanınmış yazar ve eserlerinden bazıları: Shakespeare (Hamlet ve Otello), Cervantes (Don Kişot), Maksim Gorki (Ana), Montaigne (Denemeler), Schiller ( Wiliam Tell),Dostoyevski (Suç ve Ceza), Tolstoy
 (Savaş ve Barış), Mark Twain ( Tom Sawyer’in Maceraları)
106. Klasik trajedide karakterler yüksek tabakadandır, konu mitolojiktir. Ölüm ve yaralanmalar sahnede gösterilmez. Üç birlik kuralı (zaman, mekan olay birliği) vardır.
107. Klasik komedide kişiler halkın içinden, konular günlük yaşamdandır. Ölüm ve yaralanmalar sahnede gösterilir. Üç birlik kuralı vardır.
108. Deneme, kişisel düşüncelerin kanıtlama amacı güdülmeden aktarıldığı; fıkra, günlük olayların sade bir dille yazıldığı; makale, tezlerin kanıtlanmaya çalışıldığı; eleştiri
; bir eserin bilimsel temellere dayanılarak yorumlandığı yazın türleridir.
109. Lirik şiir, coşkuların işlendiği; epik şiir, kahramanlık konularının işlendiği; pastoral şiir, kır ve çoban yaşamının işlendiği; dramatik şiir, acıklı durumların işlendiği; satirik şiir eleştirilerin işlendiği; didaktik şiir; öğreticiliğin işlendiği şiir türleridir.
110. Redif, aynı görevli ekler ve aynı anlamlı sözcüklerdir. Uyaktan sonra gelir.
111. Nurullah Ataç
, Suut Kemal Yetkin, Sebahattin Eyüboğlu, Bacon, Montaige ünlü deneme yazarlarıdır.
112. Bir sözcüğün hem gerçek hem mecaz anlamda kullanılması kinaye sanatını doğurur.
113. Hüsn-ü Talil sanatında olayın sebebi daha güzel bir nedene bağlanır.
114. Bilinen bir konunun bilinmiyormuş gibi davranılması Tecahül-i arif sanatını doğurur.
115. Sesteş sözcükler cinas sanatı yapar.
116. İntak (konuşturma) sanatının olduğu her yerde teşhis vardır.
117. Masal, evrensel; destan ulusal nitelikler taşır.
118. Seci, düzyazıdaki ses benzerliğidir.
119. Bir şairin bir şiirine aynı ölçü ve aynı uyakla yazılan şiirine nazire denir.
120. İlyada (Yunan), Kalevala(Fin), Nibelungen (Alman), Ramayana (Hint), Şehname (Fars) dünyaca tanınmış destanlardır.
121. Şarkı, tuyuğ, rubai dörtlüklerle yazılan divan şiiri nazım şekilleridir.
122. Dilinin ağır oluşu ve yüksek zümreye yönelişi Divan edebiyatı ile Servet- Fünun’un ortak özellikleridir.
123. Ağır ve sanatlı anlatım, sembollerle duyguları anlatma biçimine Sebk-i Hindi denir. Sebk-i Hindi divan edebiyatında kabul edilen bir anlayıştır.
124. Dacemeron hikayeleri (Bocecaeio) dünyanın ilk hikayeleridir.
125. Aiskhlos, Sophokles, Euripides, Aristopanes eski Yunan edebiyatının tiyatro ustalarıdır.

LEYLA İLE MECNUN

18/12/2009

Hikâyenin Nizami uyarlamasından bir sahne. Leylâ ile Mecnun ölümlerinden önce son defa bir araya gelir. İkisi de bayılmıştır; yabani hayvanlar çifti davetsiz misafirlerden korurken, Mecnun'un yaşlı ulağı da Leyla'yı ayıltmaya çalışır. On altıncı yüzyılın sonlarında yapılmış bir çizim.

 

 

 

 

Mecnun, el değmemiş bölgede

 

 

               

 

 

 LEYLA İLE MECNUN

 

Leyla baharın ilk papatyası
Kays doğan günün ilk şarkısı
Leyla günün okşadığı ilk çiçek
Kays ilk ışıklarda doğan gerçek
Leyla ilk yağmura oluşan su
Kays söken şafakların ilk kokusu
Leyla ilk yalnızlığı güzelliğin
Kays en yeni çığlığı sessizliğin
Leyla umut demeti dünyamızın
Kays yalnızlığı yalnızlığımızın
Leyla yaşatmanın tek toprağı
Kays susuzluklarımızın yanardağı
Leyla sevilmenin dinmez yüceliği
Kays sevmenin ölçüsüz kesinliği
Leyla son durağı inanılmanın
Kays tek şaşmaz varışı inanmanın
Leyla eksiklerimizin kesiksiz arınışı
Kays yanlışlarımızın bitmez yıkanışı
Leyla düzlüklere bakışı dorukların
Kays tek başedilmezi korkuların

Leyla gözünü sevinçlere açınca
İlkin Kays'ı görmüştü karşısında
Kays yüreğini sarsan sevinçleri
Leyla'nın bakışlarından öğrenmişti
Oynadıkları aynı bahçelerde
Uyudukları aynı gecelerde
Yürüdükleri aynı sevinçlerde
Kurdukları aynı serüvenlerde
Birbirine çarpan çocuk yüreklerinde
Birbirini söyleyen çocuk türkülerinde
Leyla sevgi adına Kays'ı buldu
Onun çocuk varlığının ilk rüzgârları oldu

Kays ilk coşkusuydu Leyla'sının
Leyla'dan öte sevinci yoktu Kays'ın
Okudukları aynı kitaplarda
Öğrendikleri aynı satırlarda
Sevindikleri aynı tutkularda
Yaşadıkları aynı kuşkularda
Yalnızca birbirlerini bildiler
Yalnızca birbirlerini söylediler

Bir sevinç yokluğun buzdağına çarpmasa
Bir duyuş bir durgunlukta dönüşsüz bozulmasa
Yalnızlık yalnız olmaya bizi inandırmasa
Kuş gökten gök maviden yorulmasa
Her umudun karşısına bir bitmişlik çıkmasa
Onu çocuk uykusunda pençesiyle boğmasa
Bir sabah tutkusuna ışıksız varılmasa
Korkularda bir ölmezlik tadı var sanılmasa
Fulya gibi güzellense ilkyaza
Umut gibi yüceliğe uzansa
Tutkuların kanına işleyen bir gül olsa
Bütün bir yaz özleminin duygusunu anlatsa
Boy verse buğday gibi eskimeyen yazlara
Gün gelince onurla bitmişliğe sararsa
Yaban lalesinin yoğun kırmızısıyla
Başak yüklü ovaların beyazlığına uçsa
O zaman her güne bir güneş doğacaktır
Her gece ayrı bir ayla ışıyacaktır
Her Kays bir Leyla'nın tutkusu olacaktır
Her Leyla sevgisine ölümsüz kalacaktır

Bir sevinci yalnızlıktan sordular
Uçtuğu gün kanadından vurdular
Umdular ki bitimsiz denizlerde
Kolay kaptan olunur her gemiye
Sandılar ki sevgi çabuk değişir
Esmeyi bilen dinmeyi de bilir
Sandılar ki sevmek de inanmak da
Dayanamaz bitimsiz olmaya
Sandılar ki sonludur her yüce

Sevgide umut yoktur yüceliğe
Bir denizi çoğaltan sudan bile
Gün gelir damla kalmaz geriye
Sandılar ki yalnızlıktır sevmek
Umutsuzu umut diye beklemek
Leyla'nın sevincini çok gördüler
Sevgi denen çabuk ölür dediler
Bir sevgiye umutsuzluk ektiler
Ona tuzak kurdular ağ gerdiler
Leyla'nın sevincini görünce annesi
Onu okuldan alıp eve kilitledi

(Leyla'nın annesine söyledikleri)

Sevgi bir sonsuz denizdir mavisinde
Umudumu taşıyor sen taşımaz desen de
Beni hiç tanımadığım ülkelere çekiyor
Gezdirip duyarlığımı inanç denizlerinde
Ben göklerimi dolduran Kays'a güneş demişim
Beni ayrı bir güneş çizgisinde gösterme
Korkular gibi girme dinmeyen sevincime
Direnen inancıma karanlıklar giydirme
Sevgi bir sonsuz denizdir yüreğimde
Umudumu taşıyor sen taşımaz desen de

(Annesinin Leyla'ya söyledikleri)

Sevgi boş bir denizdir yıllarca gitsen de
Bir kıyıya ulaşmayı yaşatmayacak sende
Her gün bir başka dalgadan bir başka dalgaya
Aralıksız koşacaksın umutsuzluk içinde
Sevgi seni sonsuzun acısıyla vuracak
Dağların başeğecek karlı tepelerine
Sevgi hiç varılmamış bir masal ülkesidir
Dünyada ilk günden beri geçit vermez kimseye
Sevgi ormanlardan geçen yorgun uzun yollardır
Kendini yok eder de vardırmaz hiçbir yere


(Leyla'nın annesine söyledikleri)

Ey denizlerce dağlarca inandığım sevgi
Uğrunda bir sevinip bir yandığım sevgi
Hava gibi soluduğum su gibi içtiğim
Dünyada onsuz olunmaz sandığım sevgi
Aldannak bile deseler karşılık beklemeden
İnsan düşlere aldanır gibi aldandığım sevgi
Kaynağından daha bir yudum içmeden
Bütün bir susuzluğa kandığım sevgi
İlk yağmurlar gibi yağarken topraklara
Bir sonsuzu anar gibi andığım sevgi

(Annesinin Leyla'ya söyledikleri)

Her yanışta kül kalır her sevinçten
Deniz bilmez teknelerle geçilmez bu denizden
Bir eksilmez tutku gibi düşünme sevgiyi
Bir yıkım biçeceksin ektiğin her sevinçten
Kurgulardır yüceltir eksiksizde avutur
Sevgi bir mum ışığıdır geçmek için geceden
Sevgi bir ilkyaz tadıdır bir dorukta başlayıp
Değişen yamaçlarda sıcak yazlarla biten
Sevgi bir umutsuzluk ülkesidir geçilmez
Yokluğa karışırsın direnir de geçersen

Dünyamız mutluluğunu tasarlar
Mutlulukta bilen bir sevgi var
İnanç bir sevginin toprağında
Kıştan başlar uzanır ilkyazlara
Korku sevgiyi anlamaz içinde
Korku yıkım nedenidir zaman geçitlerinde
Sevgi ancak yücede çiçeklenir
Her sevgi bir tanrılaşma biçimidir
Eksiğin yanlışın dünyası yok sevgide
Sevgisizlik geçittir ölüme
Kays gördü ki sevgisini anladılar
Leyla'sını okuldan aldılar
Kapadı kitabını defterini
Adına Mecnun dedi çöle vurdu kendini
İnsana küstü çöle koştu

Çöllerin yalnızlığına erişti
Maviye anlattı buluta söyledi
Güneşle konuştu rüzgârı dinledi
Acıyı konuk etti sevgisine
Sevgiyi yasakladı kenisine

Sevgi bu bit deyince biter mi
Sevgi kuş mu git deyince gider mi
Sonsuza inançlıdır sevgi denen
Geriye kalandır her bitenden
Her yanlışın toprağıdır çürütmeye
Her eksiğin dünyasıdır değişmeye
Her doğrunun inancıdır yaşatmaya
Her yücenin amacıdır yaratmaya
Her güzelin biçimidir korumaya
Her çirkinin ölümüdür yok etmeye
İyiliğin sonsuzluk ülkesidir
Kötülüğün bitmişlik şarkısıdır
Yokluğa yaratılan ilk evrendir
Bir iyiye sonsuzda değişendir
Duygusudur bakışıdır varolmanın
Direnişinde adıdır çağların
Dağılmış bölünmüştür uzaylara
Bakarsın kazınmış topraklara
Bakarsın biçimlenmiş kayalara
Bir bakarsın rüzgâr olmuş dağlara

Bakarsın bir tutkuya eklenmiş
Bir bakarsın sonsuza yüreklenmiş
Bir bakarsın uzakta bir ovadır
İlkyaza umutlarla doğmadadır
Bir buluttur görürsün ki dorukta
Yağmurlardır bitmeyen sonsuzlukta
Beklenen dost sesidir yalnızlıkta
Engeldir her bozgunda kaçışlara
Bakarsın bir tutkuda söylenir
Bir bakarsın bir masalda seslenir
Bir bakarsın sevgi bir kavgadır
Bir inançta ölümü vurmadadır

Kays Leyla'dan uzaklaştı ama
Çöl olmaya daha yaklaştı ama
Içinde hep Leyla'dan kaçtı ama
Onda kaçmak artık inançtı ama
Her kaçışta tutuldu biraz daha
Yok sanmayı kurduğu Leyla'sına
Denize vuran sular gibi
Leyla'nın sularına sürüklendi

(Mecnun'un çölde Leyla'yı anarak söyledikleri)

Ülkenden geçtim yolcun oldum
Yağmur oldum akışına tutuldum
Senden kaçtım seni çöllerde buldum
Gökleri bulutları senin yerine koydum
Dünyalarımdan sildim denizlerini
Kumları denizlerinin yerine koydum
Göklerimden attım evcil kuşları
Yırtıcı çöl kuşlarını göklerimize koydum
Gene sen kaldın bana senden boşalan yerde
Kendimi yaratamayan bir tanrı yerine koydum

(Leyla hayalinin Mecnun'a söyledikleri)

Yaraşmaz kum denizleri sularımıza
Yok dediğin dorukları getir dağlarımıza
Evcil kuşları kovma göklerimizden
Yırtıcı kuşları koyma dallarımıza
Denizlerimizi çöle değişme
Başka gidiş umudu yok uzaklarımıza
Yoktan acılar verme tutkumuza
Bitmez kuşkular ekleme umudumuza
Saldıkları korkuya bizim deme
Alın yazımız gibi bakma yokluğumuza
Ayrılığı yücelik gibi büyütme
Yeni yağmurlar getir çöl yalnızlığımıza

(Mecnun'un Leyla hayaline söyledikleri)

Eski günler içinden gelsen gene
Tutunsan Leyla olmanın geçilmez direncine
Bakışlarını dünyama çevirsen
Bırakmasan beni çölün zor güneşine
Işığından ülkeme ışıklar yollasan
Güneş olsan gündüzüme ay olsan geceme
Çöllerime kumlar olsan hiç dinmeyen sular olsan
Bitmez mavilikler olsan sonsuz denizlerime
Güzelliğinle tutsan bütün geçitleri
Yürü desen bütün güzelliklere
Her yokolma tutkusunu doğduğu yerde boğsan
Eksiksiz bir gidiş olsan yaşayan her sevince

(Leyla hayalinin Mecnun'a söyledikleri)

Gene örtüldü uzak çiçeklerle uzak dağlar
Gene uzak denizlerde çöl olma kokusu var
Gene hiç bilinmedik yerlerden rüzgârlar
Gelip sensizlik acısını göklere yazdılar
Gene binbir sevinci örten ayrılık büyüdü
Gene senin yokluğuna kanat gerdi zamanlar
Nedir ki çölden umarsın öfke mi kurtuluş mu
Dön bak çağlar boyu neyi yarattı kumlar
Çölsüzlükte sevincimiz yazılı
Çölde ayrılığımızın kaderi var

Leyla Kays'ı aralıksız bekledi
Tutkusunun inancından dönmedi
Aydınlattığı göklerden geçmedi
Kays'sız bir Leyla düşünmedi
Kays'dı Mecnun değildi sevdiği
Çöl olmalardan yoktu beklediği
Dedi - umudumda vurdum yalnızlıkları
Mecnun olmalara kapadım kapıları
O bir gün gelecek çağıracak beni
Deniziyle yıkayacak çöllerimi
Yokluklardan getirecek varlığımı
Yok edecek kesin yalnızlığımı
Korku kuşlarını atacak göğümden

Kara yıldızları silecek gecemden
Mecnun'luğu Kays olmaya değişmeden
Çağrısının yolcusu olamam ben
Gergefinde büyüttüğü çiçekleri
Dost bilip bunları söyledi
Gergefinde işlediği çiçekler
Bunları durmayıp kuşlara söylediler
Bir kuş bir sabah vakti bu sözleri
Gün doğarken Mecnun' a söyledi
Dedi ki - Leyla seni bekler
Yalnızlıktır dokuduğu çiçekler
Yöresinde ne bir iz kaldı senden
Ne bir umut kapandığın çöllerden
Tutkusunda Mecnun'u istemiyor
Bir tutkudan bir yıkım beklemiyor
Sevinçtir Kays diye senden bildiği
Mecnun değil Kays'dır sende sevdiği
Yalnızlıktan tanrılıklar kurmayan
Kimsesizlikte yaşarlık bulmayan
Kaçışta yaratmayan umudunu
Sevgi gibi görmeyen korkusunu
Mecnun kuşun sesiyle uyanınca
Babasını buldu yanıbaşında
Eski bir ölüm gibi bakışında
Bitmişliği taşıyordu korkuyla
Titrek ellerinde sönmüş tutkular
Güzelliksiz birer yontuydular
(Babasının Mecnun'a söyledikleri)
Bir ovada bir derede bir ağaç altında
Kays olmak değişilmez çölde Mecnun olmaya
Bir tutku bir tutku hayalinden ötedir
Her tutku amaçtır bir sevince varmaya
Sevgi denen varolmaktır barındırmaz yokluğu
Sevgi deme çöl boyunca kaçmaya
Yürü bütün sevinci bütün sabahlarında
Yokluk akşamlarını germe ufuklarına

Çığ gibi gel dağlardan ovalardan derelerden
Kendini bir demet sevinç yap da götür Leyla'ya
(Mecnun'un babasına söyledikleri)
Ben durup dururken çöl olayım demedim
Çöl olmayı ben kendim istemedim
Bir denizin sonsuzuna koşarken
Dağıldım boşluklarda eridim
Yükseklerde sulardım umutlardım
Artık yamaçlarda koşan seller değilim
Yolumu çevirdiler tuttular gidişimi
Bir akıştım düze varıp tükendim
Yoksa ben çöl olayım demedim
Çöl olmayı ben kendim istemedim
Babası Mecnun'u dinlemedi
Kolundan tutup şehre getirdi
Dedi - görüneceksin bir hekime
Sonra istersen çöle dön gene
Hekim çöl kurtuluştur derse
Çöl yalnızlığını yaşamanı isterse
Döner gelirsin çöl senindir
Ama söz önce hekimindir
Hekim derse ki çöl umuttur
Çölde insan anlamını bulur
Çöl kuraklığı denizdir içene
Çöl bir yaşamdır yaşayabilene
Böyle derse hekim döner gelirsin
Çölün sessizliğine yerleşirsin
İster umut de o zaman çöle sen
Umutsuzluk diye yaşa istersen
İstersen çölsüz insan olmaz de
Çölü koy varlığının temeline
İnanırsan ki yaşamak ölümdür
O zaman çöl kaçınılmaz görünür

(Mecnun'un hekime söyledikleri)
Bir yepyeni bahardı dallardan süzülen
Bir şarkıydı söylendikçe güzelleşen
Bir yepyeni güneşti yepyeni göklere
Bir duyuştu bir umudu bekleyen
Kuşkusuz doğan sevinçti eksiksizliğe doğru
Bir yıldız çokluğuydu geceleri süsleyen
Bir gemiydi ülkelerden ülkelere
Umut taşımak için büyük denizler geçen
Bir tutkuydu sonsuzu bugünden bulmak gibi
Bir inançtı yaşandıkça büyüyen
Bir kavgaydı çevrilmiş duyarsıza
Bir suydu mavilerde denizleşen
Bir bitmezlik tutkusuydu bir sabah rüzgârıydı
Bir sevinç yeşiliydi bütün bir yazı örten
İnancını almıştı bütün bir sonsuzluktan
Sevincini almıştı bütün güzelliklerden
Bir ilkyaz genişliğiydi hiç bitmeyecek gibi
Bir kış geldi karla örtüldü birden
Hekim çöl nedir anlayan adamdı
Mecnun'u görür görmez anladı
Ki bir sevgi tutsağıdır gelen
Varlığını bitimlerden bekleyen
Sevgisini büyütüp güzelleyen
Sevincini sevgisiyle gölgeleyen
Deniz deyip açılan sevgisine
Dalıp giden dalgaların sevincine
Ardına bakmadan açıklara giden
Gittikçe dönülmezliğe yenilen
Bir kuraklığı bir çöl yapan
Bir damladan bir deniz yaratan
Bir umutta koca bir evren kuran
Bir umutsuzlukta evreni durduran
Bir sevinçte varlığı buldum sanan
Bir acıda varlığını yok sayan
Hep akşamlardan uman sabahları
Bitmişlikten büyüten zamanları
Geçilmezlik diye bilip dağları
Korku yapan en yakın uzakları

Hekim dedi - ey sevginin yolcusu
Ey durmadan denizi arayan su
Sevmek tanrılaşmaktır doğru ama
Seven yenilmez tanrılığına
Yarattığıyla sönen tanrı olmaz
Kendine yenilen tanrı yaşamaz
Yaratarak tanrılaştıysa insan
Yokluklarını her gün aşmasından
Sen şimdi bir sevginin kölesisin
Yıkılmışlığısın yücelmişliğin
Anlat bana sevgiye çölde ne var
Söyle bana sevgi çölde ne yapar
Sevmenin öbür adı çoğalmaktır
Çölleşmek sevgisizlikte tek kalmaktır
Sevmek sevdiğini yaratmaktır
Sevmek sevdiğiyle yaratılmaktır
Sevmek ölümsüzü duymaktır sonunda
Yıkılmazı taşımaktır varlığında
Sevmek bütün evrene karışmaktır
Sevmenin bir adı da yaşamaktır
Sen ki Leyla'ya bile elsin
Leyla'nın bile yolcusu değilsin
Yürü yeniden sevgine doğru git
Gene durmak bilmeyen sonsuza git
Kendini sevgine adamış olarak git
Ölümü göze almış olarak git
Onarmaya değil yaratmaya git
Yaratamadığın yerde yıkmaya git
Durgunluktan fırtına kurmaya git
Bir yalnızdan bir Leyla bulmaya git
Ya da dön gene sen çölüne
Yaratamadığın şeyi kendinin bilme
O zaman Leyla adı bitsin sana
Uykuya dal uzan yalnızlığına
O zaman geceyle gündiz~ bir
O zaman yıllar da mevsimsizdir
O zaman denizlerdir götürmeyen
O zaman göklerdir kuşları bilmeyen ~
Çölün adı ne umut ne umutsuzluk
Çöldür vardırmayan tek yolculuk

Çöldür sana varılır gibi gelen
Sana sonsuzlukları var görünen
Çöl bir durup kalmadır kuşkusuzda
Çölün hiçbir anlamı yok sonsuzda
Çöl kaçıştır masmavi dalgalardan
Çöl kaçıştır bitmeyen umutlardan
Çöl yalnızca senin olduğun yerdir
Çöl oluşta hangi inanç geçilir
Tek kalmak yoklaşmaktır sevgilere
Çoğalmak varolmaktır sevinçlere
Hiç düşündün mü ki çöl sensin
Bekliyorsan boşluğunu çöllerin
HiÇ görmedin mi bütün sular
Dünyada yalnız çölden kaçar
Kaynağından çıkıp akmayı bilen
Neyi umabilir ki boş çöllerden
Ya sen varsın adısın ölümsüzün
Ya sen yoksun yoklukta bir çölsün
Ya denizsin durmayansın kendinde
Ya da çölsün yolun yok enginlere
(Kays'ın şehre indiğini duyan Leyla'nın söyledikleri)
Kuru çölden karakıştan gecelerden gelsin
Koca bir sel gibi gelsin bana sonsuz gelsin
Yıkarak çölde yanan zor güneşin mor sesini
Gene bir yağmur olulı gel dediğim gün gelsin
Bende yoksun seni sonsuz bilebilmekten öte
Bir sevinç bir tasa yoktur bana sensiz gelsin
Sana ey gözlerimin bitmeze dönmüş bakışı
Kuru kum çöllerini yağmura yıksın gelsin
Belki gelmez diyebilmek büe bitsin yoluna
Sana çöller bana özlem bitecek gün gelsin
(Gene Leyla'nın söyledikleri)
Yıllardır doğmayan güneş bugün doğuyor
Uzaklarda yalnızlığın yenilgisi başlıyor
Karanlıklar inançların ötesine kaçıyor
Yılların çöllerine bugün yağmur yağıyor

Değişiyor sevgilerin anlamı
Birdenbire bir ilkyaz tutuyor yamaçları
Sevgimiz yokediyor bütün yalnızlıkları
Yılların çöllerine bugün yağmur yağıyor
Doğa yasaları değişiyor birdenbire
Sevgi alınyazısı gibi iniyor yere
Tutkular yol veriyor geçişlere
Yılların çöllerine bugün yağmur yağıyor
Kays uzun düşündü o gece
İnandığı çöl nere deniz nere
Deniz olmak çöl olmamak demekse
Çöl olmak bir yokluğu istemekse
Leyla'sız olmaksa çöl olmak
Denizlerin sonsuz adıysa varmak
Durmak ölüm demekse kesinlikle
Yaşamak hiç durmadan yönelmekse
Yeni umuda doğmaksa sabahlar
Bir bitişin sonuysa akşamlar
Umutsuzun yeri yoksa sevgide
Yokluktan geçilmezse sevgilere
Başaklar zorunluysa sarısına
Kar vurgunsa bitmez beyazlığına
Kays eksilmezlik demekse Leyla'ya
Leyla bitmezliğin anlamıysa Kays'a
Biri bir sabahsa güneşler içinde
Öbürü güneştir sabahlara geçişte
Biri bir suyu veren kaynaksa
Öbürü su demektir o kaynağa
Ay sulardan son renkleri sorarken
Gece dingin susmuşlukta uyurken
Zaman sonsuzluk gibi koyulurken
Kuşlar ılık kuytularda dururken
Kımıldarken güne doğru bir rüzgâr
Umut gibi sezilirken ışıklar
İçerken her yalnızlığı karanlık
Gün tasarı bile değilken artık

Kays dinlenmiş sokaklardan geçti
Bir sessizlik gibi Leyla'ya gitti
Dedi ki - her çölün bitiminde
Leyla diye bir deniz bilinmekte
Her umutsuzluğun sonunda gene sen
Bir umutsun doğarsın istersen
Çölde bile varlığın yansımakta
Her inanç adınla başlamakta
Şimdi ölümünü içti ayrılık
Bakışlarınla vuruldu yalnızlık
Aydınlattın gündüzlüğün bilindi
Artık ülkene girdim çöller bitti
(Leyla'nın Kays'a söyledikleri)
Gözlerinde eski bir baharın sesi var
Gece bitimlerinin ışıyan sevinci var
Çırpınan bir özlemin acıları yok bugün
Yönelen bir duyarlılığın kıskanç direnişi var
Hiç bitmez sanılan bir karakış üstüne
Baharın bir günde habersiz gelişi var
Kuruyan toprakları sarması yağmurların
Durgunluğun rüzgârları kesin bekleyişi var
Duruşunda dinmez sevinçlerin izi var
Bakışında yalnızlığın eksiksiz bitişi var
Bizi bekler duruşu var yolların
Uzak mavi denizlerin bize seslenişi var
(Kays'ın Leyla'ya söyledikleri)
Önce kaçtım çöllerde yoksun sandım
Olmadığın bir yer yok inandım
Adın işlenmedik ne bir kıyı ne bir ağaç
Güzelliğin yazılmadık mavilik yok anladım
Saçlarının sellerinde boğulmamak istedim
Saçlarınla ışıyan sabahlara uyandım
Yasalarını yitirmiş doğaydım yokluğunda
Şimdi varsın varolmaya başladım
Şimdi yeni bir evrende aydınlığın büyüyor
Sevincini yüzüyorum sende sonsuzlaşmanın

(Leyla'nın Kays'a söyledikleri)
Gün bitse bende sensiz bitmez senin dağında
Hiçbir güneş çekilmez gün bitmeden ufukta
Mecnun mu Kays mı gelmiş bitmişliğim adında
Bir Leyla olmadan ben sonsuz duyarlığımda
Gün doğdu korkular birden söndü bitti kuşku
Ölmezliğin yücelmiş sonsuz güzel çağında
Bitmişliğın o en tutkun pençesinde artık
En son kalan ış ıklar tutkuyla parlamakta
Gün doğsa bende bir gün parlar senin dağında
Hiçbir güneş çekilmez gün bitmeden ufukta
(Kays'ın Leyla'ya söyledikleri)
Ne sen benim çölümün varlığında yok oldun
Ne dinmeyen acılardan bitip sönüp sustun
Ne ben senin umudundan geçip solup kaldım
Ne sen benim ışımaz çöllerimde sürgündün
Bahar sönüp a~aandan ayırdı zor rüzgâr
Bahar gelip yeniden yaprağım gülüm oldun
Bugün ne çöl ne bahıır var ne Leyla'sız Mecnun
Bitimsizin adı sensin zamanda sonsuzsun
Alınyazım beni senden durup durup soracak
Bugün benim güneşimsin sonunda yokluğunun
(Kays'ın Leyla'ya söyledikleri)
Çöle varmak tek kahşta yokluğu dinlemekti
Bir yıkımın bitiminde eksiksiz dinlenmekti
Çölde olmak gerçekte Leyla'yı beklemekti
Çölde olmak bir acıyı adınla söylemekti
Çöller son durağı değil tutkunlukların
Çöllerin ardı demek mor denizler demekti
Çölü değil hep seni bekledim ben
Çölde bunca bekleyişim senle çekip gitmekti
Çölden ötesi deniz ben iyi biliyorum
Bütün deniz özleyenler ilkin çöllerden geçti

(Leyla'nın Kays'a söyledikleri)
Bilseydim umutsuzluğunda bile ben vardım
Çöle koşar gelir seni arardım
Mecnun'luğu geçilmezce yüceltti dediler
Yerime bir olmazlığı koyuşuna inandım
Bilseydim ki gidişin bekleyiştir
Bütün umut yollarını yürür sana koşardım
Gelir bulurdum seni çölün bittiği yerde
Denize vardığımız gün sevincimden ağlardım
Bilseydim umutlarında ben vardım
Çöle koşar gelir seni arardım
Bir çağlayan sesiyle çizgilenen
Bir yalnızlıktan atlarla geçerken "
Uçarken ovalarda soluk soluğa
Mızrağını vururken durgunluğa
Kuş gibi göğü deniz bilirken
Güneş gibi uzaylara içilirken
Önce yokmuş gibi sessizlenerek
Sonra çığlıklar gibi serpilerek
Turnalar gibi yükseklerde uçup
Sonra bir gün kanadından vurulup
Yalnızlığın en uzağına düşen
Ölümü sessiz bakışıyla yüzen
Ve bambaşka bir turna olup gökte
Eklenivermek uzun gidişlere
Yazdan hiç geçmemiş papatya gibi
Yeniden sarılarla yıkamak gözlerini
Yeniden rüzgâr olmak bir yaylada
Yeniden süzülmek uzak dağlara
Yeniden Kays olmak Leyla olmak
Bitmez sanılan çölden deniz kurmak
Bir sevinçti bütün yaşadıkları
Artık umuttu bütün şarkıları
Bulutlar gibi silip bütün yalnızlıkları
Göklerine ektiler sonsuz ışıkları
Kays gidip her gece Leyla'ya

Anlatırdı ki çöller yıkılmışsa
Bu bir deniz demektir sonsuzluğa
Susuşlardır bütün bir durgunluğa
Yokluğa karşı süren dalgalardır
Umudu durmaz eden mor sulardır
Artık korkular da korkuluklar da
Alınyazılarıyla uğrayıp boşluğa
Birdenbire bir yokluğa gitmişlerdir
Yoklukta sessizce bitmişlerdir
Varken yok olana içilmişlerdir
Birdenbire yokluğa geçmişlerdir
Artık yalnız şarkılardır söylenecek
Artık yalnız sevinçlerdir bilinecek
Artık yalnız umutlardır yürünecek
Artık yalnız tutkulardır duyulacak
Şimdilik sevinçler sığıntıdır dünyamızda
Her sevinç yakalanır bir sevinç korsanına
Sevinç öfke uyandırır çabuk duyulur
hk uçuşunda alnından vurulur
Yüreğini bağladığı sonsuz uçuşta
Bir bakar ki düşüyor bir boşluğa
Leyla 'nın gözlerinde sevinç varsa
Kays'ın gözleri tutkuyla parlıyorsa
Bu sevgi yırtılmalıdır parça parça
Her parçası atılmalıdır bir yana
Ama gözünü sevgide açan
Yılmak bilmez sevgi korsanlarından
Bir kuştur ki yavruyken düşmemişse ':' I
Geçmez bir daha avcının eline
Koydunsa bul hangi gökte izi var
Yerini bilen hangi dağlar
Hangi dallara tutunmuşken şimdi
Bilinmez hangi uzaklara gitti
Şimdi hangi mavilerde yüzüyor gökleri
Hangi bitmez dalgalarda geçiyor denizleri
Leyla'nın babasıyla annesi
Öğrendiler ki Kays geldi

!
Kulaktan kulağa söylentiler
Kays'ın oldu Leyla artık dediler
Bir gün annesi dedi ki Leyla'ya
- Bırakmıştık bu sevgiyi zamana
Umduk ki her sevgi gibi ölecek
Bir sudur kıyımızdan çekilecek
Ama baktık ki damlayken deniz oldu
Geldi toprağımızı suya boğdu
Bu ne biçim sevgi hiç bitmiyor
Nedir başımıza geldi ki gitmiyor
İyice işit dediğimi
Baban başkasına veriyor seni
Yakındır kurulur düğün dernek
Sakın olmaz deme giderayak
Çöl tutkunu bir mecnuna varmaktansa
Kays'ın tutkusuyla yaşamaktansa
Gel sen beni dinle hayır deme
Alınyazını benimse sevinçle
(Leyla'nın annesine söyledikleri)
Ben alınyazımı kendim yazmak isterim
İstemediğim şey yazgım olamaz benim
O bir suysa ben onu istemişsem
Ancak onun sularıyla çoğalır denizlerim
Göklerim artık onun mavisine boyansın
Artık onun yeşiliyle yeşersin çiçeklerim
Sevinçlere bir kanat vuruşla gideceksem
Onun maviliklerinden geçebilmek isterim
Ben alınyazımı kendim yazmak isterim
İstemediğim şey yazgım olamaz benim
(Annesinin Leyla'ya söyledikleri)
Yürek bir çocuktur ister ki ilkyazlar
Birden bir sevinç olup yazlara vurulsunlar
İster ki yürek birden çekilsin bütün sular
Birden bir yeşillikte uzansın ovalar
Yürek ister ki bitsin bütün kara parçaları
Görünmez bir kaynaktan birdenbire taşsın sular
Yürek bir yalnızlık ister yalnızlığın içinde

Bir yalnızlık ki onunla yıkılsın yalnızlıklar
Yürek ister ki bütün dağlar
Yükseklikten yorulup enginlere koşsunlar
(Annesinin Leyla'ya söyledikleri)
Korkusuzluk umduğumuz denizlerde her korsan
Bize bir korku biçiyor uzaktan
Sevinçler umduğumuz genişlikte her zaman
Bize tuzaklar örüyor karanlıklar durmadan
Nasıl olsa yalnızlıktır varacağımız kıyı
Bir yalnızlık kuralım ki sonunda yalnızlıktan
Bir dinginlik tadı doğsun umulmazı ummayan
Bir yalnızlık ki bizi kendinde yok saymayan
Korkusuzluk sandığıınız denizlerde her korsan
Bize ölüm kuruyor uzaklardan
(Leyla'nın annesine söyledikleri)
İstiyorsun ki ilkyaz gelip de
Çayır boydanboya çiçeklenince
Bir yaz gelsin kurutsun çiçekleri
İnsin sevinçlerin orta yerine
Denizi çöl yapsın gökleri boşluk
Kimine ölüm saçsın yoksulluk kimine
İstiyorsun ki her tutku
Umutsuzlukla kapansın kendi içine
Nasıl büyük karlar kuruyorsunuz
Deniz boydanboya çiçeklenince
Saman sarısı bir ay geceyi yıkarken
Yıldızlar yalnızlığa umutla parlarken
Yüzeyde her sevincin sustu~u saatler
Uykulara susmuşken güzellikler
Bir yanda umut zaman kadar genişken
Öbür yanda çöl kendine çekilmişken
Kuşlar uyurken küçük uykularını
Çocuklar unutmuşken bütün korkularını
Bir güneş gibi saçıp bütün ışıklarını

Bir sabah bekleyişi ezerken kuşkuları
Çiçekler serin bir dinginlik içinde
Uzanırken düşlerin sevincine
Gene Kays bir sevinçle buldu Leyla'yı ama
Baktı yeni korkular dadanmış umutlara
Sordu - direnç kaleleri mi yıkılacak
Sevgimiz bu savaştan yenik mi çıkacak
Dedi Leyla - çoktan bitti savaşlar
Eski dallardan gitti eski kuşlar
Eski dağlar çoktan indi ovaya
Leyla çoktan yok dedi yalnızlığa
(Leyla'nın Kays'a söyledikleri)
Tanyeri ağarıyor artık gündüzü söyle °
Böyle yorgun bir güneş gölgelenmez geceyle
Umut artık yıktı umutsuzluğu
İstersen deniz de bugün bütün çöllere
Sende yücelmekten öte güzellik kaldırıldı
Varlığın anlamını verdi çöllere bile
Artık böyle bir sabah başlıyorken
Her türlü çirkinlik yasakgüzelliklere
Şimdi artık yepyeni yollara çağrılıyız
Artık büyük yolcularız duraksız gidişlere
(Kays'ın Leyla'ya söyledikleri)
Duruşlnr haber verdi gidişleri
Bize çöller öğretti denizleri
Yağmurlardan sonra büyük bir güneş
Bulut özletir gibi mavileri
Kaldırıldı bütün olmazlıklar
Yokluklar varlığınla güneşlendi
Artık geçitsiz dağlara bile yol de
Hiçbir duruş tutamaz sevinçleri
Bir tutkunun anlamı olabildin
Dünyamıza getirdin ölmezliği

hkışıklar süzülürken yere
Ufuk geçit verirken ilk güneşe
Karanlık sessizce mavileşirken
Papatyalar sarıya değişirken
Giyinirken kendini bütün dallar
Birer yeşil anı gibi yazılırken ağaçlar
Kuşlar ilk serinliklerini uyurken
Böcekler ilk şarkıya koyulurken
hk beyazlığı içerken sular
Düşlere gömülürken son kuşkular
Yalnızlık çekilirken uykulardan
Dinginlik çekilirken mor sulardan
Birkaç bulut aydınlanan ufukta
Pembe bir başlangıcı anlayınca
Birkaç kuş erken vurulmamak için
Sınırlarından kaçarken şehrin
hk öfkeler bilenmeden sabaha
Kapılar açılmadan yıkımlara
Umutsuzluk bırakıldığı yerde bitti
Kays'la Leyla çok uzaklara gitti
Şimdi onları bütün söylentiler
Çok değişik biçimlerde belirler
Şimdi anlatılır ki Kays ve Leyla
Birer bitmez sevinçtir uzaklarda
Derler ki o sabah umutlara değiştiler
Bütün açmazlarda kesin bittiler
Yalnızlığın çölünü bir günde geçtiler
Mavi kıyı ülkelerine gittiler
Ama Kays'dan çölde kalan anılar
Çöllerin genişliğine yazıldılar
Leyla'nın bütün bir bekleyişi
Umutlara tanrı diye bilindi
Derler ki çölü kuran altın kumlar
Biraz Kays biraz da Leyla'dırlar
Her çölde bir Kays ışığı yanar
Her bekleyişte Leyla'nın adı var
Hâlâ çölde Kays'ın gözleri
Aydınlatır masmavi sevinçleri
Hâlâ çölde Leyla'nın tutkusu
Yıkar bütün yalnızlık korkusunu

 

Kaynak : Destanlar / Afşar Timuçin / Gölge Yayınları

 


 

FERHAT İLE ŞİRİN
 
Padişah, kızı Şirin'i çok severdi. Şirin bir köşk istedi babasından. Köşk tam üç günde bitirildi. "Ama ben saçaklarında hiç görmediğim kuşların uçtuğu, duvarlarında hiç bilmediğim gemilerin hiç bilmediğim ülkelere sevinç taşıdığı, dört bir yanında atların hiç tanımadığım umut ülkelerine doğru gittiği bir köşk isterdim" dedi Şirin. En güzel resimleri, en güzel işlemeleri en güzel renklerle yaratan Ferhat'ı sarayın bahçesine yapılan bu yeni köşke getirdiler. Ferhat boyalarını açtı, her yanı resimlerle, işlemelerle süslemeye başladı. Dünyamızın başına sarmış bütün olmazlıkları, yüreğimize nereden geldiyse gelmiş bütün yanlışları, kötülükleri yoksayan büyük bir yaratıcı çabayla işe koyuldu Ferhat. Boyalarla arasında kesin bir anlaşma vardı. Hiçbir şeyi umursamaz gibiydi. Oysa, yaptıklarını beğendiremezse boynu vurulacaktı.
Yaratanlar 
Bağışlayın önce bizi
Her şeyi sizden aldık
Hiçbir şey veremedik belki size 
Bizim yüzümüzden yalnızlığınız
Yaratanlar
Bizi hoşgörmeyin ama
Alın değiştirin bizi
Taşları yontu yapmaya
Değiştirin
Sabah akşam değiştirin içimizi
Yaratanlar
Aydınlığa çıkaran eller kutsal ellerdir
Siz baştanbaşa birer tanrısınız
Duyurun her duymazlığa sesinizi
Ferhat bir sabah vakti gene boyalarıyla söyleşirken, tuttu yemyeşil bir yaprak işledi köşkün avlusundaki büyük çeşmenin taşına. Sonra yaprağa dönüp şunları söyledi:
Gözlerinin derininde bir sarı
Yaprak gibi sıcak yazdan geçecek
Bekleyecek uzaktan ilk rüzgârı
İlk sallantıda yerlere düşecek
İlk yağmurda ıslanacak saçları 
İlk selin akışına takılıp gidecek
Bir ovada karşılayacak karı
İlk ayazda yüreği titreyecek
İz kalmayacak ondan baharlara
Çürüdüğünde yeşiller çıkacak
Artık ben yokum dediği gün
Topraktan papatyalar fışkıracak
Bir yokta geçirecek uzun yazı
Sonbaharı hele hiç duymayacak
Kimse gelmekte olan soğukları
Onu bulup da ondan sormayacak
Daha sonra o yaprağın yanına özgürlük kırmızısı bir sandal çizdi. Kumluğa mor rüzgârlar getirdi. Dalgalar kıyıyı tutunca şunları söyledi:
Tutkularla açılır mısın sandal
Eski mavi büyük denizlere
Gider misin ışıkların ardından
Güneşin kuşkusuz battığı yere
Orada görülmedik umutlar bulur
Alır getirir misin kıyılarımıza
Büyük sevinç çığlıkları taşır mısın
Kara ve sessiz yalnızlığımıza
O deniz tarlalarında belki çiçekler
YeşiI uzaklıklara serer bakışını
Belki onlar bizden iyi bilirler
Umudun gizlisini aşkın saklanmışını
Gider getirir misin güzeI sandal
Bize acılarda yok olmayanı
Büyüyüp büyüyüp de kuşlar gibi
Gün geIip alnından vurulmayanı
Daha sonra da bu apaydınlık kıyıya bir atlı getirdi dağlardan. Atlıya bakıp şunları söyledi:
Taranınca sabahların saçIarı
Senin adın umut diye biri mi
Bir daha geçmez misin geçtiğini
Yakılınca küI vermeyen serüven
Senin adın bir atlı mı dağlardan
Başkaldırmış yokluğunun adına
Varınca atlı olmanın tadına
Senin için gitmelerin şehri mi
Senin karlı dağların var mı kıştan
Sunulacak umudun var mı yaza
Yoksa akşamüstünde kendini
Bırakacak mısın renksiz beyaza
Atını başıboş sürüp tarlaya
Topla diyecek misin yalnızlığı
Özgürlüğü ayrı ayrı kapılarda tutarken 
Varlığın ve yokluğun uymazlığı
Yaratanlar
Her umudu bir kesinlik bildiniz
Sizden önce umut yoktu dünyamızda
Dünyamıza umudu siz getirdiniz
Sonu hiç gelmeyecek bir şarkıda
Siz işlediniz doğaya inancı
Kendinizden kendinizi yaratmayı bildiniz
Her şey bitmiş sanılan yerde bile
Yeni yontular kurdunuz kayalardan
Aşılmazlıklar gibi dikili dağlardan
Siz aşmayı bildiniz geçitleri
Siz bize kendimizi gösterdiniz
Siz bozdunuz doğada sessizliği
Yerine sonsuzluğu getirdiniz
Ferhat o sabah yaprağı, sandalı ve atlıyı çizerken, Şirin bir köşede gizlice onu gözetliyordu. Baktı ki, düşlediği güzelliklerden de büyük güzellikler Ferhat'ın çizdiği, boyadığı resimlerdedir. Usulca onun yanına yaklaştı ve dedi ki:
Bu kadar güzelliği kaldıramaz
Daha güzellersen yıkılır duvarlar
Böylesine eksiksiz bir türküyü
Duyanlar dinlemeye dayanamaz 
Biraz çirkinlik kat yaptığına
O güzel çocuk yüzlerini sil biraz
O bembeyaz yeleli atları karala
Yerlerine yalnızlık çiz biraz
İyiden doğrudan ve güzelden
Birini görmezden gel hiç değilse
Boyadığın çiçeklerden birinin
Hiç değilse bir yaprağını kopar
Bir yerinde aksasın bu sonsuzluk
Yoksa yüreğimiz dayanmayacak
Hem bizim eksikli varlığımız
Senin eksiksizliğini zor anlayacak
Sonra aklından sökemezse seni
Ya bir çılgın olup çıkarsa Şirin
Sonunda bir yalnızlığa düşerse
Sonsuzluğunla ödeyebilir misin
Ferhat, Şirin'i görünce vuruldu. Ne gördüğü, ne duyduğu, ne yarattığı güzellikler içinde böylesine yüce bir güzelliğe raslamıştı. Dedi ki Şirin'e:
Boyalarla işlediğim duvarlarda
Hiçbir güzellik ulaşamaz sana
Ben ne kadar benzetmek istesem
Hiçbir rüzgâr benzeyemez saçlarına
Güzelliğini aşacak qüzellik yoktur
Onu ben istesem de yaratamam
Senin güzelliğini gördükten sonra
Artık ben boyalara dokunamam
Ben ki hep bir aşmaya inanmıştım
Ama senin varlığını aşamam
Gözlerinde parlayan yüceliğe
Yaklaşmak istesem de yaklaşamam
Eksiksizi ben sende gördüm ancak
Bundan sonra eksiksizi yaratmayı umamam
İlk yenilgim en yüce yenilgimdir
Artık Ferhat'ın işi tamam
Neden bunca güzelliğin vardı da
Yeni güzellikler özledin boş yere
Neden böyle bir vuruşta yok ettin
Yoksa düşmanlığın mı vardı bana
Şirin karşı durdu Ferhat'ın sözlerine. Dedi ki:
Sen ki hep bir sonsuzun umudusun
Nasıl durur kalırsın yeniden doğmalara
Sen ki hep bir bitmezin şarkısısın
Nasıl boyun eğersin çaresiz kalmalara
Biz hepimiz bir tutkuya yaratıldık
Doğduk koyu ve yoğun yalnızlıktan
Biz ki durak bilmeyen yolcularız
Nasıl eksildik deriz zor yollardan
Artık yüklendik ya yaratmayı
Bütün güzellikler bizden sorulacak
İyiyi ve doğruyu yüklendik ya
Düşüncemiz her zaman sonsuzu arayacak
Bütün yarattığını sil istersen
İstersen yeniden koyul yaratmalara
Kendini azalmayacak bir tutku say istersen
Yürü bizi bekleyen zamanlara
GüzelIiğimi aşmanı isterim
Yalnız kalmak istemem ben doğada
Kendimi yarattıklarınla anlayayım
Daha yüce güzellikler ver bana
Ferhat da, her yaratan gibi, yaratmayı istemese de yaratacaktı. Şirin ona yepyeni güzellikleri duyurdu. Ferhat yepyeni güzelliklere doğru yürüdü. Şirin'in köşkü, artık, bir güzellikler cennetiydi. Çok zaman Ferhat da Şirin de her gün biraz daha büyüyen güzellikler karşısında şaşkınlığa düşüyorlardı. Güzelliğin kaynağı şimdi artık yalnızca Ferhat değildi. "Sende bulduğum güzellikleri çiziyorum durmadan" derdi Ferhat. Gün geldi, köşkün işlenmedik yeri kalmadı. Padişah, yaptıklarına karşılık Ferhat'a bir torba altın verdi. Ferhat torbayı köşkün bir köşesine bırakarak çıktı gitti. Giderken son bir bakışla baktı Şirin'e. Padişah olanları anladı, anlamazdan geldi. Onların birbirlerine zorunlu olduklarını anlayamazdı elbet. Ne de olsa padişahtı. Yaratmakla yönetmek anlamaz birbirini.
Günlerden bir gün Şirin, Ferhat'a bir mektup yolladı. Mektubu götürecek ikiyüzlü, onu önce Padişah'a verdi. Padişah mektuptan hiçbir şey anlamadığı için ikiyüzlüye "götür ver bakalım altından ne çıkacak" dedi. Mektupta şunlar yazılıydı:
Yeraltından çıkar gibi maden
Oydukça yalnızlık çıkarılır
Aradığın geçmiş günler içinde
Yalnızlığın bir karşılığı vardır
Geçmeye çalıştığın geçitlerde
Koca şehirler boyunca yılgınlık
Durup durup sessizliğe uzanır
Bulut tutar gibi tutar gökleri
Oyarcasına bir duyarlığı
Öyle basıp geçmişler ki adım adım
Yüreğin işlek bir kaldırım
Korunduğun bütün zor zamanlarda
Öyle yürümüşler ki her yanından
Yıkım bile değil kalan geriye
Yeraltından çıkar gibi maden
Ölümleri oymuşlar yüreğine
İkiyüzlü, Ferhat'tan da Şirin'e bir mektup getirdi. Ama önce Padişah'a okuttu mektubu gene. Padişah bu mektuptan da bir şey anlamadı. "Götür mektubu ver Şirin'e, bakalım ne yapacak" dedi. Mektupta şunlar yazılıydı:
Adım adım eskiyerek bir gün
Bakarlar ki yırtılmış torba
Saman gibi dağılır ortalığa
Umut bilip ömrünce götürdüğün
Yeni bir göz gibidir karanlığa
Yıkımını ilk gören her duyarlık
Bir ada gibi çizer duruşunu
Her yanında denizden bir yalnızlık
Yüreğindeki kuş vurulur alnından
Boş kanatIarıyla iner yere
Umutları kapanır göklerine
Zaman denen sesler duyulmaz olur
Yavaş yavaş çekilerek bir gün
Bakarlar ki çöl basmış denizi
Artık onu aramayın gemiler
Onun için sular çoktan bitti
Yazdı. Şehir susuzluktan yanıyordu. Her yerde su arıyorlardı. Sarayda bir yudum su kalmayınca Padişah da arayıcılara katıldı. En önde Müneccimbaşı büyülü sarkacıyla yürüyor, onu Padişah, vezirler ve halk izliyordu. Akşama kadar yürüdüler. Güneş batarken, aralarından ayrılıp şehrin güneyindeki dağı aşmış olan beş kişinin dorukta el salladıklarını gördüler. Biraz sonra o beş kişi eteğe indi ve dağın öbür eteğinde çoşkun bir suyun sel gibi aktığını bildirdi. Müneccimbaşı sarkacını o yöne doğru döndürerek bir şeyler mırıldandı ama, söyledikleri sevinç çığlıkları arasında yok oldu. Ancak, mühendisler Padişah'a bildirdiler ki, o su dağ delinmeden şehre getirilemez. Ertesi gün bütün halk dağı delmeye koyuldu. Gelgelelim, kayalar kazmalara geçit vermiyordu. Susuzluk son durağına geldiğinde, Padişah, dağı iki günde delebilene istediğini vereceğini bildirdi. Çığırtkanlar haberi yaydılar. Bir öğle üstü Ferhat, Padişah'ın karşısına geldi. Ferhat, Padişah'a dedi ki:
Kazmalar kürekler yetmez dağı delmeye
Yüreğinden vermedin mi dağ susar
Dağı delen deldiği dağdan güçlü gerek
Yoksa hiç bir susuzluğa geçit vermez kayalar
Ne istemek ne bilmek yetmez dağı delmeye
Sen aşmayı bilmedin mi dağ susar
Su oralarda akar biz burada yanarız
Dalarak pınarların eksilmez düşlerine
Dağ ne bilecek kendinden vermeyi
Kayalar susuzluğu ne anlamış
Yaşamayı bilmeyen bilmez ki yaşatmayı
Dağ bitmez bir sessizliktir yokluğuna inanmış
Yürek direnmeyi bilse çoktan delinmişti dağ
Çoktan yenik düşmüştü varlığında kayalar
Şimdi o kuru çayda sular oynaşıyordu
Şimdi kıskanç bir çöle benzemezdi sokaklar
Bu dağı tek başıma deleceğim
Başeğmeyi bilmeyen yüreğimle
Bütün susuzlara haber salınsın
Yarın suyu getireceğim şehre
Ferhat'ı dinleyen Padişah'ın sevinçle söyledikleri:
Bilsin güneş
Bir karanlıktan sonra güne açılanı
Yıkasın yağmur
Yanmalardan sonra kül bağlayanı
Anlasın dereler sularını
Bütün kuşlarına saysın gökler
Renklerini tanısın çiçekler
Başaklar kavrasın tarlalarını
Nasıl Ferhat dağları anlamışsa
Dağlar bütün geçmezliğe bitmişse
Giyinsin umudunu bütün sular
Dahu uzaklara sersin uzaklarını
Nasıl dağlar tutamazsa suları
Nasıl deniz yok etmezse gidişleri
Her kopan kayada parlayan alınteri
Silsin bütün ölüm korkularını
Duysun bütün sabahlar
Geceden umut diye gündüze bağlananı
Görsün bütün kayalar
Sarsılmazlığında bitimsiz duranı
Kullanılmış umutları çıkarıp atın
Varacağınız yerlere vardınızsa
Anılara hiçbir şey saklamayın
Eğer insan gibi yaşadınızsa
Eski sular düşlerini bırakın
Dağların ardında yeni sular var
Yeni sabahlarda delin dağları
Susuzluktan suya çıkın birdenbire
Yoksa düşler birden çoraklaşırsa
İnsan hiç anlamadan yalnız kalır
Kullanılmış umutları çıkarıp atın
Yorgun umut anı olup kalmadan
Gökler kadar özgür olacaksınız
Kendinizi yıkayın anılardan
Sabah olmadan daha, Ferhat kazmasını omuzlayıp dağın eteğine geldi. Başladı dağı delmeye. Her vuruşta adam büyüklüğünde kayalar koparıyordu. Öğleye doğru Padişah, yanında Şirin ve adamlarıyla dağın eteğine geldi. Baktı ki Ferhat dağın yarısını delmiş. Ferhat gelenlerin yanında Şirin'i görünce sarsıldı. Şirin bir ara onun yanına gelerek kimseye sezdirmeden bir mektup bıraktı avucunun içine. Ferhat, ancak Padişah, Şirin ve vezirler döndükten sonra mektubu açıp okuyabildi. Okur okumaz, olduğu yere yığılıp kaldı. Bir ara toparlandı, sırtını bir kayaya dayadı. İçinden, dağı da Şirin'i de bırakıp, uzak, çok uzak yerlere gitmek geldi. Ancak, koca bir şehrin umudu olmuşken, dağı delmeden bir yere gidemeyeceğini düşündü. Yeniden kazmasını aldı eline.
Şirin, mektubunda, önce, babasının şehre gelecek suyla birlikte düğün dernek kurarak kendisini vezirin oğluna vereceğini, bunun kendisi için ölüm demek olacağını, Ferhat'sız bir Şirin düşünemediğini, tam bir açmazda olduğunu bildiriyor, sonra şunları söylüyordu:
Birden yaşadığım her şeyi ölmek
Her şeyi yeniden yaşamak istiyorum
Birden hiçbir şeyi duymak istemiyorum
Bitmiş bir şarkı gibi seziyorum kendimi
Yıkılsın istemiyorum artık duymazlığında dağlar 
Baksın istemiyorum artık gözlerimi
Belki bütün bir evrenin güneşlerini
Belki ilk olarak ışıktan saymıyorum
Birdenbire söneceğini bilmezdim umudun
Sevincin böyle çabucak öleceğini bilmezdim
Böyle bir açmaza demir atmak nerelerden
Nasıl da birdenbire gelip buldu beni
Yeniden duymak istemiyorum yaşarlığımı
Hiç değilse bir gün ölmek bir tek gün
Ey bana kendini bir gün çok gören ölüm
Bir anlasan nasıl çok seviyorum seni
Ferhat, Şirin'in mektubundan yüklendiği acıyIa bir türkü söyledi.Türküyü, arkasında sessizce duran Şiriıi in dinlediğini bilmiyordu. Dedi ki türküde:

Sonsuz tutkulnrda aşar boşlukları
Iner bir papatya sarısında güzellenir
Güneşin ilkbakışları vurunca
Gözlerin dinmezlikleri ummayan bir denizdir.

Yılları yürümüş ışıklar gibi uzaylardan
Gelir dönülmezliğin çizdiği yeryüzüne
Mavisi sessizlikte çoğalan gözlerindir
Akışını duyurur bitimsiz doğalardan

Sürer bir yaşarlıkta kesiksiz inanmayı
Dönmez çoktan eskimiş geçkin uçarlıklara
Yaşamaktan bildiği uzun bir dinmezliktir
Umutlanmaz korkak yalnızlıklara

İstesen de istemesen de anlamaz durmayı
Der ki -adım zamanlardır bitmişliklerde kalmam
Bir kere sana biçmiş ya kendini tamam
Hiçbir şey öğretemez ona sensiz olmayı


Şehir sudan umudunu kesmişti. Sessizce ölümünü bekliyordu. Kimsenin dağın ardına gidecek gücü yoktu su içmek için. Gitmeye kalkanlar baygın yığıldılar dağın yamacına. Şimdi kayu bir sessizlik yalnızca Ferhat'ın kazmalarıyla yırtılıyordu. Ferhat, üzgün, Şirin'in mektubuna karşılık olan türküyü söylediği zaman arkasında Şirin'in bulunduğunu bilmiyordu. Biraz sonra bir hışırtı oldu, Ferhat arkasına baktı, Şirin'i gördü. Kucaklaştılar. Şirin, saraya dönerlerken, bir yolunu bulup babasının yanından ayrılmış, koşa koşa Ferhat'ın yanına dönmüştü. Susuzluktan kuruyan gözleri, dudakları, artık son gücünü harcadığını gösteriyordu. Uzun zaman birbirlerinden ayrılmadılar. Sonra baktılar ki güneş batmaktadır ve su gecikirse şehir kırılacaktır, birlikte çalışmaya koyuldular. Ferhat kazmasıyla kocaman kayaları koparıyor, Şirin de kendisinden umulmayacak bir güçle bu kayaları açılan tünelin dışına çıkarıyordu. Şehir büyük bir sessizlik içinde yavaş yavaş erimekteydi. Ferhat gittikçe koyulan sessizliği duydukça kazmasını daha büyük bir hınçla sallıyor, güneş batmadan önce dağın ardındaki gür suyu şehre akıtmak istiyordu. Açılan tünelin bir ucunda ışıklar kırmızılaşmaya, tünelin içini karanlığa göğüs geren koyu bir pembelik sarmaya başladığı sırada, güçlü bir kazma vuruşuyla düşen bir kayanın yerine dolan mor ışıklar bu büyük çabanın sonunu müjdelediler. Ferhat daha sonra suyla tünel arasına büyük bir ark açtı, suyun akış yönünü değiştirdi. Biraz sonra şehirden gelen çığlıklar, ölüm saçan susuzluğun sonunu bildiriyordu. Ferhat ve Şirin, bir ağacın gövdesine sırtlarını dayadılar, düşünceye daldılar. Gittikçe artan uzak çığlıklar arasında akşam pembeden koyu maviye doğru değişerek ilerliyordu. Bu güzel bitişin kendilerinin sonu olacağını bilerek susuyorlardı. Uzun uzun sustular. Sonra artık günün son ışıkları da uyumaya gidince, yavaşça yerlerinden doğruldular. O sırada ne Ferhat, Şirin'in güzünden akan bir damla yaşı ne Şirin, Ferhat'ın gözünden akan bir damla yaşı görebildi.Ferhat, Şirin'e dedi ki:
Varlığın varlığıma karışacak
Umut yorulmaz bir atlı gibi çıktı geliyor
Dünyamızda gözlerinin vazgeçilmez mavisi kurulacak
Bunu hayır diyenler de biliyor
Ölümlerden ölümsüzlük devşirenlerde 
Eski bir kolaylıktır kendinden utanmak
Çok eski bir zorluktur seni sevmek
Bulutların yağmurlardan koparıldığı yerde
Inançların durup kaldığı günde
Her direnç bizim için sonsuza açılıyor
Çöllerden daha kuru ve bitkin bekleyişlerde
Her umutsuzluktan sonra sular başlıyor
Sen yaşamsın bir yandan olmaza değişirsin
Yıkarsın bütün umudu geçilmez dağlarında
Bir yandan bize bütün maviyi getirirsin
Ölmezliği gök bilen kuşların kanadında
Umut olmazlıkları bilmeyen ülkedir
Hiç durmndan seni bana ulaştıran
Yalnızlık bir korkudur dönüp dönüp
Gelip gene kendisine başlayan


Şirin, Ferhat'a şu karşılığı verdi:
Deniz susayınca gök
Bir yağmur deniziydi çılgınlaşan
Sanılırdı ki bir gün saçlarından
Umulmadık denizler gelecek
Yaşar gibi mavisinde bir çiçek
Bir kuş bir ince uçuşu söyler gibi
Bir böcek bir ilk yazı anar gibi
Her yoklukta varlığın bilinecek
Gün bitince pembeliğinde akşam
Bir yeni gün umuduydu bekleyişle
Durmak bilmez yolcuydu
Daha yolcu olurdu hergidişle
Duyar gibi dönmezliği bir akış
Karanlığı bilmez gibi sabahlar
Saatlar bir inanca koşar gibi
Her bakışa gözlerini getirecek
Deniz başlayınca gök
Bir sonsuzluktu sulara karışan
Bir güneşsin güne doğduğun yerde
Kovulmaktan yorgun yolcudur akşam
Ferhat ve Şirin dağdan şehre indiler. Suya kanmış bir kalabalık her yanda sevinç gösterilerinde bulundu onlara. Ferhat da, Şirin de, suya kavuşan kalabalığın övgülerinden kurtulabilmek için koşarcasına saraya girdiler. Padişah ve adamları Ferhat'ı bekliyordu. Padişah, Ferhat'la Şirin'i bir arada görünce öfkelendi ama bir şey demedi. Ferhat'ı yanına çağırdı. Bir torba altın uzattı ona. Ayrıca,"dile benden ne dilersen" dedi. Ferhat, Padişah'a , altın istemediğini, yalnızca ve yalnızca Şirin'i istediğini söyledi. "Bir dağ delicinin Şirin'i istemesi büyük saygısızlık" diye bağırdı Padişah. Adamlarına bağırdı: "Götürün bu dağ deliciyi zindana atın, akıllanana kadar kalsın orada." Ferhat yorgundu, zindana girer girmez uykuya daldı. Zindancılardan biri, gün doğarken bir mektup uzattı gizlice Ferhat'a. Mektup Şirin'dendi. Diyordu ki Şirin:
Seninle bir dönülmeze inanan
Her zaman seninle bir Şirin var
Sen git senin peşinden geleceğim
Bizi kolay ayıramaz korkular
Satır satır yazılsa da duygulardan
Ölümlere yokluklara ağıtlar
Unutulmuş serüvenler kadar sönük
Bir gitme umudu sana yeter
Yüreğinin derininde koşup duran
Çocuklar kadar korkusuz tutkular
Anlatır her uzaktan geçene
Dağların ardında gür sular var 
Öğreneceğin hiçbir şey kalmadı
Yalnızlıklardan ve suçlu yasaklardan
Büyüteceğin umutlar yok
Umut çoktan çekildi bu saraydan
Bir gitme tutkusu sana yeter
Gitmesen de sen yolcusun burada
Için bilinmedik dağlara doğru koşsun
Gözlerin gün boyu gezinsin ufuklarda
Bir gün sonra, gene gün doğarken Ferhat'a Şirin den bir mektup daha getirdiler. Diyordu ki Şirin:
Yaşamak güvenemeden
Direnemeden tutulamadan
Harman yerlerinde savrulamadan
Uzun bir boşlukta gelip gitmek
Bir akşam bir bulutu özleyemeden
Bir ilkyaz yağmurunu isteyemeden
Kılıcının ucuna gelen sevinci
Çekip bir yalnızlığa işleyemeden

Birgecenin düşlerde uzayan yerinde
Kalmak bir yarına doğmayı bilemeden
Bekleyip en uzun yollardan özlemlerle
Bir tutku gibi çıkıp gelemeden
Yaşamak dalgasız sular gibi
Rüzgârsız yelkenler gidişsiz yollar gibi
Çekilmek kurumuş saksılar gibi
Pencere içlerinden kapı önlerinden
Yaşamak bitmişlikte uykular kadar
Büyüyüp kırgın kaygılar örneği
Bir uzağa çekilip dağlar gibi
Yükseklerin şarkısını söyleyemeden
Ondan bir gün sonra, gene gün doğarken, bir mektup daha geldi Şirin den Ferhat'a. Diyordu ki Şirin:
Günler birer bekleyiştir geçilir
Inancında getirmez bir korkuyu
Koca şehir sana çok görse de
Aşılmaz dağlardan taşıdığın umudu
Sana zaman bir şarkıdır söylenir
Der ki çığlıklıırdan yorgunsan eğer
Umut gemileri batmadan daha
Kendini başka bir maviliğe ver
Başka bir rüzgârda yürü tutkuyu
Bir gün sevince varmayı bırakma
Tut ki boydanboya çöktü sevgiler
Soracağın ne kaldı yalnızlığa
Bilirsin ki dıştan yıkamazlarsa
Gelir içten alırlar kaleleri
Kavgada yere sermezler de
Kavgasız bırakırlar önce seni
Unutur musun bir gün
Seni sessizce arkadan vuranı
Yazık sana çok gördüler
Kavgada vereceğin bir avuç kanı
Şirin'in Ferhat'a gizlice mektup yolladığını duyan Padişah kızını yanına çağırttı ve "üç gün içinde düğünün olacak, bilesin" dedi. Şirin, babasına, Ferhat'dan başkasını istemediğini, başkasına vermeye kalkarsa kendini öldüreceğini kesinlikle bildirdi. Padişah, Şirin'in bu sözleri üstüne iyice öfkelendi, Adamlarına buyurdu: "O Ferhat denen dağ deliciyi çıkarın zindandan, söyleyin ona, hemen bu şehirden çekip gitsin. Yoksa boynunu vurdururum." Şirin babasının yanından çıktığında yıkılmış gibiydi. Gene de umutluydu. Zindanın kapısına koştu. Adamlar Ferhat'ı çıkarıyorlardı. Şirin, Ferhat'a "dağlarda bekle beni" diyebildi. Hemen Ferhat'ı uzaklaştırdılar, götürüp şehrin kıyısına bıraktılar. Ferhat su getirmek için oyduğu dağa çıktı. Bir mağara oydu kendine. Orada yalnızca acılarını ve umudunu yaşamaya koyuldu. Düğün başlamak üzereydi. Ertesi gün çalgılar çalınacaktı. Vezirin oğlu traş olmuş, yenilerini giymişti. Sarayda başdöndürücü bir gidiş geliş göze çarpıyordu. Kadınlar Şirin'i kandırmaya çalışıyorlardı uzun uzun. Sözü biri alıyor, öbürü bırakıyordu. Şirin susuyordu. Bir fırtına öncesinin sessizliği gibiydi. Üstünde ne yapacağını bilenlerin dinginliği vardı. Su şaşırtan ve korkutan dinginlik, akşama doğru kesin bir sevince bırakmıştı yerini. Son dakikaya kadar Ferhat'a kavuşmayı deneyecek, kavuşamazsa odasının penceresinden usulca aşağıya bırakacaktı kendini. Yaşamakla da, ölmekle de Ferhat'ın olabileceğine inanıyordu. Gülüyor, şarkılar söylüyordu. Akşam geceye doğru değişirken, sarayın kapısını bekleyen bekçinin yanına gitti. Ondan kendisini kapıdan bırakmasını istedi. Şirin, sarayın kapısındaki bekçiye dedi ki:
Gün doğdu umut kırıldı
Bırak beni gideyim
Dünyam bütün karardı
Bırak beni gideyim
Ben topraktan ayrılamaz bir suyum
Denizlerini özleyen gemiyim
UçuşIara susadı kanatlarım
Bırak beni gideyim

Çekildi özsularım dallarımda
Onmaz bir durgunluğum yalnızlıkta
Her geçen gün biraz daha geceyim
Bırak beni gideyim
Tutkuyu tutma kapılarda
Nilüferler boğulmadan sularda
Acılar onu yıkmadan dağlarda
Bırak beni gideyim
Nasıl olsa yolum çizili benim
Ben ya Ferhat demişim ya da ölüm
Ey benim yoldaşım urnut gözlüın
Bırak beni gideyim
Bekçi sessizce açtı kapıyı, tek söz söylemeden. Şirin gecenin karanlığında usulca süzüldü dışarıya. Karanlığı boydanboya koşuyordu. Ferhat'ı bulmak için sabahı beklemeliydi. Bir ağacın dibine çöktü, beklemeye başladı. Gece bitmek bilmeyen bir ağırlık gibi uzadıkça uzuyordu. Şirin, uyanık, düş gördü sabaha kadar. Bu düşlerin her birinde, kendisini çoğaltan, yücelten, kendisinin çoğalttığı, yücelttiği Ferhat vardı. Sabahı anlatan ilk ışıklar Doğu'da kıpırdanmaya başlayınca, Şirin, "ölüme de, yaşamaya da benzer bir gün doğuyor" dedi. Gün doğudan ilerledi, Şirin'in ayaklarına kadar geldi ilk ışıklarıyla. Şirin dağa doğru yürümeye başladı. Dağ onu yokuşunda engelleyecek yerde, onun yürüyüşüne yürüyüş, gücüne güç katıyordu. Uçuyordu sanki dağın yükseklerine. Ferhat'ın mağarasının dorukta olduğuna inanıyordu. Doruğa yaklaşınca "Ferhat" diye seslendi. Şirin'i özlemle kucaklayan Ferhat ona şunları söyledi:
Umutların doğduğu yerde geldin
Güneşle birlikte doğdun sabaha
Madem ki böylesine güzelliksin
Bir dağ çiçeği taksan saçlarına
Sarsılmazlığında bir kalesin
Dünyada hiçbir ordu yıkamaz burçlarını
Kıyıları çok uzak bir denizsin
Benim diyen geıniler geçemez dağlarını

Gülünç ettik ya ölümü ona bak
Yaşarlığı en kesin belirleyebildik ya
Artık ölüm her yerde utanacak
Ferhat ile Şirin'e göz koymakla

Kucağında ölüme ölüm demem
Umudunda yok olmalar bir hiçtir
Gökleri mavisinden koparmak isteyene
Artık ölüm bir çıkar yol değildir

Ölmezliği bulduk ya sonunda
Varlığımızla yarattık sonsuzu
Haydi kalk uzaklara gidelim
Ölüm sonsuza bölmeden umudumuzu
Şirin'in Ferhat'a söyledikleri:
Ölümler kolay sandı sevinçleri
Bire ona yüze bölerim sandı
Duyuyorum en güzel sabahımda
Ölüm boş yere yokluğa inandı
Ölümler kolay sandı bitişleri
Bir kılıçta sonsuza yıkacaktı
Biliyorum en güzel inancımla
Ölüm kendine yok yere inandı
Ölüm her günkü gücüne yanıldı
O sandı ki dur dese duracaktık
Ölüm belki de bizi çocuk sandı
Onu görür görmez ağlayacaktık
Bir korkuyu sunacaktı da bize
Korkuda çöller gibi yanacaktık
O sandı ki o bize inanmazsa
Biz ona çaresiz inanacaktık
Ölümler kolay sandı sevinçleri
Bire ona yüze bölerim sandı
Biz bir olmuş iki aynı inançtık
Ölüm eksikliğinde kalakaldı

Yaratanlar
Birer sonsuzluksunuz
Olmazı yoksadınız bir evrende
Ölüm alsa neyi alacak sizden
Ölüm verse ne verecektir size
Siz her açmaza birer umutsunuz
Ölümünüzde suçumuz büyüktür
Yaşarken acı çektiniz
Ondan da biz suçluyuz
Neyleyelim siz sonsuz büyüktünüz
Biz pek ayak uyduramadık size
Bizi size bırakmadı korkumuz
Uyamadık büyüklüğünüze
Siz birer tanrısınız
Ferhat ile Şirin dağı aşıp bilinmedik uzaklara doğru yürümeye başladılar. Oysa büyük bir kalabalık peşlerindeydi. Onlar su başlarında dura dura, çiçek toplaya toplaya ilerliyorlardı. Kalabalık, kızgın bir çabayla koşturuyordu. Başta büyülü sarkacıyla Müneccimbaşı, onun yanında Padişah, arkalarında vezirler ve damat, daha arkada da cellatlar vardı. Bir su başında yakaladılar Ferhat ile Şirin'i. Önce Ferhat'ı Şirin den ayırmaya çalıştılar. Ayıramadılar. O zaman cellatlardan biri Ferhat'ın sırtına bir bıçak sapladı. Ferhat, Şirin'le birlikte yere yıkıldı. Şirin'i götürmeye gelen Padişah kızının üstüne eğildi. "Kalk artık, bu iş bitti, gidiyoruz" dedi. Bir de baktı ki, Şirin de Ferhat'la birlikte gitmiştir. Padişah yanmasına yandı ama, ölümlerin ardından yanmak dayanmak mıdır? Şimdi yüzyılların basıp geçtiği bu uzak ülkede Ferhat ile Şirin her olmaza başkaldıran birer umut olarak masallarda, türkülerde, sevinçlerde, tutkularda, inaçlarda yaşarlar. Kime sorsanız, Ferhat ile Şirin'in öldüğünü söyleyemez. Ölümün el uzatamadığı yerdedir onlar, onlar ölümsüzlüğün kendisidir. Yaşarken dirençtiler, yaşarlıkları bitince ölümsüz oldular. Ölüm bir yoketme tanrısı olmayı onlarla birlikte elden kaçırdı. Ferhat ile Şirin'den beri ölüm, yalnızca yaşamayanları alıp gidiyor. Bir direnci, bir güzelliği, bir inancı yaratmışlar için ölüm, o günden beri çaresiz bir gülünçlüktür.
 
Kaynak : Destanlar / Afşar Timuçin / Gölge Yayınları

 

 

 

 

TANZİMAT EDEBİYATI (1860-1895)

* Tanzimat Fermanının ilanından sonra bu edebiyatın tohumları serpilmeye başlamıştır.
* Batılı tarzda ilk eserler bu dönemde verilmeye başlanmıştır.
* Hak, adalet, özgürlük, vatan kelimeleri bu dönemde ilk defa kullanılmaya başlanmıştır.
* Tanzimat edebiyatı kendi arasında ikiye ayrılır.(Birinci-ikinci dönem)
* Yazı dilini halkın anlayacağı dile yakınlaştırmaya çalışmışlardır.
* Tiyatroyu halkı aydınlatma aracı olarak görmüşlerdir.
* Toplumcu bir çizgi tutmaya çalışmışlardır.
* Divan edebiyatındaki "bölüm güzelliğine" karşın "konu bütünlüğüne, güzelliğine" önem vermişlerdir.
* Tanzimat birinci dönem sanatçıları(Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat Efendi) ikinci dönem sanatçılarına göre daha halkçı olmuşlardır.

BİRİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI (1860-1876)

* Divan edebiyatını eleştirmelerine rağmen onun etkisinden kurtulamamışlardır.
* Vatan millet, hak adalet, özgürlük gibi kavramlar ilk defa bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.
* Batılı anlamda ilk esereler bu dönemde verilmeye başlanmıştır.
* Toplumu bilinçlendirmek için edebiyatı bir araç olarak görmüşlerdir.
* Dilin sadeleşmesi gerektiğini söylemişler ancak pek başarılı olamamışlardır bu konuda.
* Roman, modern hikâye, tiyatro, gazete, eleştiri, anı bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.
* Bu dönemin sanatçıları aynı zamanda devlet adamı sıfatı da taşıyorlardı.
* Klasizim (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa) romantizm (Namık Kemal, Ahmet Mithat) den etkilenmişlerdir.

 

BİRİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI SANATÇILARI

ŞİNASİ (1826-1871)

* Edebiyatımıza birçok yeniliğin yerleşmesini sağlamıştır.
* Asıl adı İbrahim'dir.
* İlk tiyatro, ilk şiir çevirisi, ilk özel gazete, ilk makale, ilk noktalama işaretini kullanan kişidir.
* Halk için sanat görüşünü benimsemiştir.
* İlk tiyatro eserimizi: ŞAİR EVLENMESİ ni yazdı.
* İlk makaleyi yazdı: TERCÜMAN-I AHVAL MUKADDİMESİ
* İlk özel gazetesi çıkardı: TERCÜMAN- I AHVAL
* Eserleri: Durub u Emsalı Osmaniyye (Osmanlı Atasözleri Kitabı)
Tercüme i Manzume (Çeviriler)
Müntehabat -ı Eşar(şiirleri)
Divan-ı Şinasi
Tasvir i Efkâr

NAMIK KEMAL (1840-1888)

* Vatan şairimizdir.
* Toplumcu bir sanat çizgisindedir.
* Vatan, millet, özgürlük kelimelerini edebiyatta ilk kullanan kişidir.
* Tiyatroları oldukça ses getirmiştir. Tiyatroyu bir eğlence ve halkı bilinçlendirme aracı olarak görmüştür.
* Romantizmin etkisindedir.
* Eserleri: ilk tarihi romanımız; CEZMİ
İlk edebi romanımız ;İNTİBAH
Tiyatroları : Vatan yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Gülnihal, Kara Bela,Celalettin Harzermşah
Eleştiri eserleri: Renan Müdafenamesi, Tahrib-i Harabat (Ziya Paşa'ya karşı)
İrfan Paşa'ya Mektup, Takip
Diğer eserleri: Kanije, Silistre Muhasarası, Osmanlı Tarihi, Büyük İslam Tarihi, Evrak-ı Perişan

ZİYA PAŞA (1825-1880)

* İlk edebiyat tarihi taslağı sayılan "Harabat"eserini yazmıştır.
* Halk şiirinin ve dilinin gerçek edebiyatımız olduğunu belirten "Şiir ve İnşa"adlı makalesini yazmasına rağmen kendisi böyle davranmamıştır.
* Biçimce eski içerikçe yeni olmaya gayret göstermiştir.
* Terkib-i bent, terci i bent'leri meşhurdur.
* Bir çok dizesi halk arasında atasözü gibi kullanılmıştır.
* Eserleri: Zafername, Harabat, Eş'ar-ı Ziya, Defter-i Amal, Terkib-i Bent, Terci-i Bent

AHMET MİTHAT EFENDİ (1844-1912)

* Halk için roman geleneğini benimsemiştir.
* Halkın anlayacağı bir dilde ve onları ilgilendiren konularda eserler vermiştir.
* İlk hikâye örneklerimizden biri sayılan :"Letaif-i Rivayet"i yazmıştır.
* Romantizmden etkilenmiştir.
* Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Felatun Bey ve Rakım Efendi, Yer Yüzünde Bir Melek, Henüz On Yedi Yaşında.

ŞEMSETTİN SAMİ ( 1850-1904 )

* Devrinin en büyük dil bilgini sayılmıştır.
* İlk romanımız olan: Taaşşuk -u Talat ve Fitnat adlı eseri yazmıştır.
* Kamus u Türkî adlı sözlüğü yazmış.
* Kamus u Fransevi ve Kamus-ı Alam'ı yazmıştır.

AHMET VEFİK PAŞA (1829-1892)

* Tiyatromuzun en büyük kilometre taşı sayılır.
* Bursa'da kendi adıyla tiyatro kurmuştur.
* Halkın tiyatroyu sevmesi için özellikle Moliere'den çeviriler yapmıştır.
* İnfiali Aşk, Dudu Kuşlar, Zor Nikâh, Zoraki Tabip, Kadınlar Mektebi ,Şecere-i Türk eserlerinden bazılarıdır.

İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ (1876-1895)

* Bireysel konulara dönülmüştür.
* Sanat, sanat içindir, görüşü benimsenmiştir.
* Dil oldukça ağırlaştırılmıştır.
* Tiyatro eserleri oynanmak için değil okunmak için yazılmıştır.
* Realizm ve natüralizm baskın akımlar olarak göze çarpar.

İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATININ SANATÇILARI

RECAİZADE MAHMUT EKREM (1847- 1914)

* İlk realist romanımız olan: Araba Sevdası'nı yazmıştır.
* Tevfik Fikret'in akıl hocasıdır.
* Muallim Naci ile uzun yıllar süren "eski-yeni"kavgasında yeniyi savunmuştur.
* "Sanat sanat içindir ve kafiye kulak içindir". Görüşünü benimsemiştir.
* Oğlunun erken ölümü onu bireysel ve hüzünlü eserler vermeye zorlamıştır.
* "Her güzel şiirin konusudur."diyerek şiirin konu zenginliğine katkı yapmıştır.
* Muallim Naci'nin Demdeme'sine karşılık Zemzeme adlı kitabı yazmıştır.
* Tiyatroları: Afife Anjelik, Çok Bilen Çok Yanılır, Vuslat (Süreksiz Sevinç)
* Şiirleri: Zemzeme, Nağme-i Seher, Tefekkür, Yadigâr-ı Şebap
* Romanları: Araba Sevdası, Muhsin Bey
* İnceleme: Talim-i Edebiyat adlı eseri onun edebiyata dair görüşleri içeren en önemli eseridir. Takdir-i Elhan         

ABDULHAK HAMİT TARHAN ( 1852-1937)

* Edebiyatımızın en bireysel şairlerindendir.
* Batılılaşma hareketinin asıl öncüsü olarak kabul gördüğü için kendisine "şairi azam"(büyük şair) lakabı verilmiştir.
* Gözlem ve izlenimleriyle şiir yazmıştır.
* Düşünen adamdan çok yapan adam özelliği taşımaktadır.
* Tiyatroları oynanmaya uygun değildir.(Macera-yı Aşk, Sabru Sebat, içli Kızlar, Finten, Nesteren, Liberte )
* Romantizmin etkisinde, metafizik konuları, ölüm, aşk gibi temalar içeren eserler vermiştir.
* Makber, Ölü, Bunlar O'dur, Hacle, Garam, İlham-ı Vatan şiir kitaplarıdır.

MUALLİM NACİ (1850-1893)

* Recaizade Mahmut Ekrem'le eski- yeni kavgasında eski'yi savunmuştur.
* Batılı tarzda şiirler de yazmıştır.
* Dili ağırdır ;ancak başarılıdır.
* Eserleri: Ateşpare, Füruzan, Şerare (şiir) Demdeme, Muallim (eleştiri)
Islahat-ı Edebiye (sözlük)

NABİZADE NAZIM (1862-1893)

* İlk köy romanımız kabul edilen: Karabibik'i yazmıştır.
* Realizm, natüralizm'in öncülerinden sayılır.
* İlk psikolojik roman denemesi sayılan: Zehra'yı yazmıştır.

TANZİMAT EDEBİYATINDA ROMAN ve HİKÂYE
* Bütün eserler teknik açıdan zayıftırlar.
* Duygusal ve acıklı konular işlenmiştir.
* Yazarlar olaylara müdahalede bulunmuştur.
* Eserlerde karakter oluşturulamamıştır. Genellikle ya iyi ya da kötü özellik taşıyan tipler kullanılmıştır.
* İyiler eserlerin sonunda mükâfat alırlar, kötüler de cezalarını alırlar.
* Tanzimat ikinci dönemin sanatçıları birinci döneminkilere göre daha başarılı olmuştur.

 

TANZİMAT EDEBİYATINDA ELEŞTİRİ
* Bu dönemde genellikle "eski- yeni"kavgasına dayanan eleştiriler olmuştur.
* Namık Kemal'in Ernest Renan'ı eleştiren Renan Müdafaanamesi bu dönemin önemli eserlerindendir.
* Muallim Naci ile Recaizade Mahmut Ekrem arasındaki Demdeme-Zemzeme tartışması da bu dönemin önemli örneklerindendir.

TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO
* Tiyatro ilk defa bu dönemde görülmeye başlanmıştır.
* İlk tiyatro örneği Şinasi'nin Şair Evlenmesi'dir.
* İlk dönemin sanatçıları tiyatroyu bir eğitim aracı olarak görmüşlerdir.
* İkinci dönemin sanatçıları da tiyatroyu eğlence olarak görmüşler; ancak onların tiyatroları oynanmak için değil okunmak için yazılmışlardır.

 

 

ARADIĞINIZI BULAMADIYSANIZ BURADA TEKRAR ARAMA YAPINIZ
Ayrıntılı Arama